• Atatürk İlkeleri
    • Cumhuriyetçilik

      “Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare cumhuriyet idaresidir.” (1924)

      “Bugünkü hükûmetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükûmetidir ki, onun ismi Cumhuriyet'tir. Artık hükûmet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükûmet millettir, millet hükûmettir. Artık hükûmet ve hükûmet mensupları, kendilerinin milletten ayrı olmadıkları ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır.” (1925)

      “Cumhuriyet yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. Cumhuriyet idaresi, faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir.” (1925)

      "Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” (1926)

      “Millî azim ve bilincin kıymetli eseri olan değerli Cumhuriyetin bugünkü ve yarınki neslin demir ellerinde her an yükselip sağlamlaşacağına güvenim tamdır” (1927)

      “Cumhuriyet’in iç siyaseti vatandaşın yaşayışını hiçbir etki, baskı ve sataşmanın tesirinde bırakmaksızın sağlamaktır.” (1929)

      “Yolunda çalıştığımız büyük kutsal ideali halkın kalbinde bir fikir hâlinden bir his hâline getirmelisiniz. Demokrasinin ne olduğunu halka anlatmak, madde madde açıklamak lazımdır. Cumhuriyeti, onun gereklerini yüksek sesle anlatınız. Onlara cumhuriyet prensiplerini sevdiriniz. Bunu kalplere yerleştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayınız.” (1930)

      “Demokrasi prensibinin, en modern ve mantıki uygulanmasını sağlayan hükûmet şekli, cumhuriyettir.” (1930)

      “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyet'i kurduk; o, on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.” (1933)

      “Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla, Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.” (1936)

    • Milliyetçilik

      Ben batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım. Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün dünyanın milletlerini şahsen tanırım ve bu tanışmam da harp meydanlarında olmuştur, ateş altında olmuştur, ölüm karşısında olmuştur. Yemin ederek size temin ederim ki bizim milletimizin manevi kuvveti bütün milletlerin manevi kuvvetinin üstündedir." (1920)

      “Millî hedefler, millî irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, bütün milletin arzularının, emellerinin birleşmesinden ibarettir.” (1923)

      “Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı hissen, fikren, fiilen bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır” (1923)

      “Gerektiğinde vatan için tek bir kişi gibi tek vücut olmuş azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet, elbette büyük geleceğe layık ve aday olan bir millettir.”(1927)

      “Ortak millî fikrin, ahlakın, duygunun, heyecanın, hatıra ve geleneklerin kişilerde meydana gelmesini ve kökleşmesini sağlayan ortak geçmişin, birlikte yapılmış tarihin, vicdanları ve zihinleri doğrudan doğruya birleştiren ortak dilin milletlerin meydana gelmesinde en önemli etkenler olduğunu kaydettikten sonra, millet hakkında, ikinci derece unsurları dikkate almayarak, mümkün olduğu kadar her millete uyabilecek bir tanımı ele alalım. Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak konusunda ortak arzu ve istekte samimi olan, sahip bulunan mirasın korunmasına beraber devam etmek hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluma millet adı verilir. Bu tanım incelenirse, bir milleti oluşturan insanların ilişkilerindeki kıymet, kuvvet ve vicdan hürriyetiyle, insancıl duyguya gösterilen saygı kendiliğinden anlaşılır. Gerçekte geçmişten kalan ortak zafer ve ümitsizlik mirası, gelecekte gerçekleştirilecek aynı program, beraber sevinmiş olmak, beraber aynı ümitleri beslemiş olmak, bunlar elbette bugünün medeni zihniyetinde diğer her türlü şartın üstünde anlam ve kapsam kazanır. Bir millet meydana geldikten sonra, kişilerin devlet hayatında, ekonomik ve fikirsel hayatta ortak çalışması sayesinde meydana gelen millî kültürde şüphesiz her milletin her ferdinin çalışma payı, katkısı, hakkı vardır. Buna göre aynı kültüre sahip olan insanlardan oluşan topluma millet denir, dersek milletin en kısa tanımını yapmış oluruz. ”(1929)

      “Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kişiliğini korumaktır.” (1930)

      “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep aynı ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” (1932)

      “Ne mutlu Türk'üm diyene” (1933)

      “Bir yurdun en değerli varlığı yurttaşlar arasında millî birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygusu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur.”(1935)

      “Türk, Övün, Çalış, Güven” (1935)

    • Halkçılık

      “Kurtulmak ve yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız. Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır. Yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatı çalışmaktan uzak geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuz içinde yeri yoktur, hakkı yoktur. O hâlde halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemimidir.” (1921)

      “Bizim hükûmet şeklimiz tam bir demokrat hükûmettir. Ve lisanımızda bu hükûmet, halk hükûmeti olarak ifade edilir.” (1922)

      “Bunu bir kelime ile ifade etmek lazım gelirse, diyebilirim ki, yeni Türkiye Devleti bir halk devletidir, halkın devletidir.” (1923)

      “Bizim milletimiz birbirinden çok farklı menfaatleri takip edecek ve bu itibarla birbiriyle mücadele hâlinde bulunagelen çeşitli sınıflara sahip değildir. Mevcut sınıflar, birbirlerine ihtiyaç duyan ve kendilerine ihtiyaç duyulan mahiyettedir.” (1923)

      “Biz memleket halkı, kişi ve çeşitli sınıf mensuplarının birbirlerine yardımlarını aynı kıymet ve nitelikte görüyoruz. Hepsinin menfaatlerinin aynı derecede ve aynı eşitlik duygusu ile karşılanmasına çalışmak isteriz. Bu şeklin, milletin genel refahı, devlet bünyesinin sağlamlaştırılması için daha uygun olduğu kanaatindeyiz. Bizim düşüncemizde; çiftçi, çoban, amele, tüccar, sanatkâr, asker, doktor, kısacası herhangi bir sosyal müessesede çalışan bir vatandaşın hak, menfaat ve hürriyeti eşittir. Devlete, bu anlayış ile azami yardımcı olmak ve milletin güvenci ve iradesini yerinde sarf edebilmek, bizce, bizim anladığımız anlamda halk hükûmeti idaresi ile mümkündür.” (1929)

      “Halk ile konuştuğunuz vakit yüksek sesle söylemeyi unutmayınız; yüksek ses, imanın ifadesi olduğu vakit etki yapmaktan uzak kalmaz. Yolunda çalıştığımız büyük ideali halkın kalbinde bir fikir hâlinden bir his hâline geçirmelisiniz. Demokrasinin ne olduğunu halka anlatmak özellikle sizin vazifenizdir. Birtakım kelimeler vardır ki sık sık kullanıldığı hâlde, hatta aydınlarımız arasında, onu tamamıyla anlayan çok değildir. Halkçılığın ne olduğunu, esaslarını neden ibaret bulunduğunu, halkçıların halka karşı ne gibi vazifeler yüklenmek mecburiyetinde kalacaklarını madde madde açıklamak lazımdır. (1930)

      “Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil ve fakat kişisel ve sosyal hayat için iş bölümü itibarıyla çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensibimizdir.” (1931)

      “Millî servetin dağıtımında, daha mükemmel bir adalet ve emek sarf edenlerin daha yüksek refaha ulaşması millî birliğin muhafazası için şarttır.” (1931)

    • Devletçilik

      “Milletin kurduğu devletin ve hükûmet teşkilatının, vatandaşlara karşı yükümlü olduğu vazifeleri ve yetkileri vardır. Bu vazifelerin nitelikleri incelenirse, şöyle bir sıra yapılabilir: Memleket içinde, güvenliği ve adaleti sağlayarak ve devam ettirerek vatandaşların her çeşit hürriyetini güven altında bulundurmak. Dış siyaset ve diğer milletlerle olan ilişkileri iyi idare ederek ve her çeşit savunma kuvvetlerini, daima hazır tutarak milletin bağımsızlığını güven altında bulundurmak. Bu iki çeşit vazife, devletin en önemli vazifelerindendir. Denilebilir ki devlet kurulmasından amaç, bu iki vazifenin yapılmasını sağlamaktır. Çünkü bu vazifeler, vatandaşların kişi olarak yapamayacakları işlerdir. Hatta, vatandaşların bu vazifelerin bir bölümünü bile yapmaya çalışmaları uygun değildir. ” (1929)

      Cumhuriyetimiz henüz çok gençtir. Geçmişten kendine miras kalan bütün hayati çok önemli işler, zamanın gerektirdiklerini doyurucu derecede değildir. Siyasi ve fikrî hayatta olduğu gibi ekonomik işlerde de kişilerin teşebbüslerinin neticesini beklemek doğru olmaz. Önemli ve büyük işleri, ancak millî servetin ve devletin bütün teşkilat ve gücüne dayanarak; millî egemenliğin sağlanmasını, uygulanmasını düzenlemekle vazifeli hükûmetin, mümkün olduğu kadar üzerine alıp başarması tercih olunmalıdır.” (1929)

      “Memlekette her çeşit üretimin artırılması için, özel teşebbüsün devletçe gerekli görüldüğünü önemle vurguladıktan sonra, diyebiliriz ki “Devlet ve özel teşebbüs birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.” (1929)

      “Türkiye Cumhuriyeti’ni idare edenlerin, demokrasi esasından ayrılmamakla beraber mutedil (ılımlı) devletçilik prensibine uygun yürümeleri, bugün içinde bulunduğumuz durumlara, şartlara ve zorluklara uygun olur” (1929)

      “Türkiye’nin tatbik ettiği devletçilik sistemi XIX. asırdan beri sosyalizm teorisyenlerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye özgü bir sistemdir. Devletçiliğin anlamı bizce şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanına asırlardan beri kişisel ve özel teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an önce yapmak istedi ve kısa bir zamanda yapmayı başardı. Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi liberalizmden başka bir yoldur.” (1936)

    • Laiklik

      “İslam dinini, asırlardan beri alışılageldiği veçhile bir siyaset vasıtası mevkiinden uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve ilahî inançlarımızı ve vicdani değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü menfaat ve ihtiraslara görünüş sahnesi olan siyasiyattan ve siyasetin bütün kısımlarından bir an evvel ve kesin şekilde kurtarmak, milletin dünyevi ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zarurettir.” (1924)

      “Türkiye Cumhuriyeti'nde, herkes Allah'a, istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dinsel düşüncelerinden dolayı bir şey yapılamaz. Türk Cumhuriyeti'nin resmî dini yoktur. Türkiye'de, bir kimsenin düşüncesini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna izin verilemez.” (1930)

      “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü demektir.” (1930)

      “Türk milleti, halk idaresi olan Cumhuriyet ile idare olunur bir devlettir. Türk devleti laiktir. Her reşit dinini seçmekte serbesttir.” (1930)

      “Türkiye Cumhuriyeti’nde her reşit dinini seçmekte hür olduğu gibi bu dinin merasimi de serbesttir, yani ayin hürriyeti korunmuştur. Tabiatıyla ayinler, asayiş ve umumi adaba mugayir olamaz; siyasi nümayiş şeklinde de yapılamaz. Mazide çok görülmüş olan bu gibi hâllere, artık Türkiye Cumhuriyeti asla tahammül edemez.” (1930)

      “Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiç bir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olamaz.” (1930)

      “Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Devlet idaresinde bütün kanunlar, nizamlar ilmin çağdaş medeniyete temin ettiği esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve tatbik edilir. Din telakkisi vicdani olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı, milletimizin çağdaş ilerlemesinde başlıca muvaffakiyet etkeni görür.” (1930

    • İnkılapçılık

      “Vatan artık bayındır hale getirilmek istiyor, zenginlik ve refah istiyor. İlim ve bilgi, yüksek medeniyet, hür fikir ve hür zihniyet istiyor! Şeref, namus, bağımsızlık, öz varlık, vatanın bu isteklerini tam olarak ve hızla yerine getirmek için esaslı ve ciddi bir şekilde çalışma emreder” (1924)

      “İnkılabın hedefini kavramış olanlar daima onu koruyabilecek güçte olacaklardır.” (1925)

      “Gerçek inkılapçılar onlardır ki, yükselme ve yenilenme inkılabına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime ulaşmayı bilirler. Bu vesileyle şunu da açıklamalıyım ki Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasal ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir, sizsiniz. Milletimizde bu yetenek ve olgunluk var olmasaydı onu ortaya çıkarmaya hiçbir kuvvet yeterli olamazdı. Herhangi bir gelişme seviyesinde bulunan bir insan kitlesini, bulunduğu durumdan kaldırılıp damdan düşer gibi herhangi bir olgunluk derecesine ulaştırmanın imkânsızlığını, elbette açıklamaya gerek yoktur.” (1925)

      “Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen yeni ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir sosyal toplum hâline ulaştırmaktır. Devrimlerimizin asıl ilkesi budur” (1925)

      “İnkılap, mevcut müesseseleri zorla değiştirmek demektir. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni icaplarına göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmaktır.” (1933)

      “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke... türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... yıllarca süren savaş... ondan sonra, içerde ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni toplum ve bunları başarmak için arasız inkılaplar... İşte Türk genel inkılabının bir kısa ifadesi..." (1935)

      “İstiklal Savaşı ve Türk İnkılabı, her hamlesinde ve her safhasında, milletimizin yüksek siyasi ve medeni karakteriyle memleket işlerindeki şuurlu birliğine dayanarak muvaffak olmuştur." (1938)

  • Atatürk İnkılapları
    • Siyasal Alanda Yapılanlar
      • Saltanatın Kaldırılması

        23 Nisan 1920'de, TBMM’nin açılmasıyla Anadolu’da yeni bir Türk Devleti kurulmuştur. TBMM’nin üstünde hiçbir gücün kabul edilmeyeceğinin açıklanması ile de Osmanlı Devleti’nin varlığı fiilen ortadan kalkmıştır. Ayrıca yasama ve yürütme yetkisinin de TBMM’ye ait olması padişahın Türk ulusu üzerinde resmî ve filli hiçbir yetkisinin kalamadığını göstermekteydi. Ancak savaş yılları olduğu için rejim konusu gündeme gelmemiştir. Yunan ordusunun Türk topraklarından atılmasından sonra sıra rejim konusunun çözümlenmesine gelmiştir. Bu amaçla devletin rejimi ve temel niteliklerini belirleyen üç temel siyasal inkılap (Saltanatın Kaldırılması, Cumhuriyet'in İlanı, Halifeliğin Kaldırılması) gerçekleştirilmiştir.

        Yeni Türk Devleti'nin siyasal yapısını sağlamlaştıracak ilk adım, saltanatın kaldırılması olmuştur. Ancak bu adımın atılması kolay olmamıştır. Türk milleti, binlerce yıllık tarihinde, egemenliği kullanan belli aileler tarafından yönetilmiştir. Eski Türk devlet anlayışına göre, egemenlik kutsal bir kavramdı. Ulusu yönetmeyi tanrı tek bir aileye vermişti. Ailenin üyelerinden başkası ulusu yönetemezdi. Türkler Müslümanlığı kabul ettikten sonra, bu kutsal egemenlik kavramı, yeni dinsel kurallarla da desteklenmiştir.

        Yüzyıllarca süren bu yönetim biçimi öylesine kökleşmişti ki "padişahsız" bir Türk Devleti'nin olabileceğini, yalnız halk değil birçok aydın bile düşünemiyordu. Bunun için Mustafa Kemal Paşa, egemenliği gerçek sahibi olan millete verirken çok dikkatli davranmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında ve TBMM'nin açıldığı dönemde, yurdun düşman işgalinden kurtarılması öncelikli olduğu için, saltanat makamına karşı açıkça bir tavır alınmamış ve güçlerin bölünmemesine gayret edilmiştir. Yunan ordusunun Anadolu'dan atılmasından hemen sonra, barış görüşmelerine davet nedeniyle saltanat konusu gündeme gelmiş ve bu kez Mustafa Kemal Paşa, bu kurumla ilgili gerçek düşüncesini hayata geçirmiştir.

        Mudanya Mütarekesi imzalandıktan sonra barış görüşmeleri hazırlıklarına başlanmış ve İtilaf devletleri Lozan'daki görüşmelere Ankara Hükûmeti ile İstanbul Hükûmetini de davet etmiştir. İtilâf devletleri tarafından İstanbul Hükûmetinin, Lozan'daki barış görüşmelerine çağrılmasındaki amaç Türk tarafında ikilik yaratarak isteklerini Yeni Türk Devleti'ne kabul ettirmekti. Söz konusu davet üzerine İstanbul Hükûmeti gerekli hazırlıklara başlayarak, TBMM'ye gönderdiği yazılarla işbirliği içine girmelerini bildirmiştir. Bu durum TBMM'de büyük yankılara neden olmuştur. Tevfik Paşa Hükûmetinin bu tavrını ve buna karşı TBMM'de oluşan tepkileri iyi değerlendiren Mustafa Kemal Paşa, bu sorunun kökten çözümlenmesi için saltanatın kaldırılmasını gündeme getirmiştir. Bu maksatla bazı milletvekilleri saltanatın kaldırılması için önerge vermişlerdir. TBMM'deki ortak komisyonda yapılan görüşmelerden sonra iki maddelik bir yasa taslağı Meclis Genel Kuruluna gönderilmiştir.

        1 Kasım 1922 günü TBMM'ye sunulan yasa taslağı görüşmelerden sonra kabul edilerek yasalaşmıştır. Böylece TBMM egemenlik ve hükümranlık haklarının Türk milletine ait olduğunu, saltanat ile hilafetin ayrıldığını, İstanbul'un işgal tarihinden (16 Mart 1920) itibaren saltanatın kaldırıldığını açıklamıştır.

      • Cumhuriyet'in İlanı

        Cumhuriyet kavramı, dilimize Arapçadan girmiş olan cumhur kelimesinden doğmuş bir rejimin adıdır. Ansiklopedik anlamına göre, bir ülkenin rejiminin Cumhuriyet olabilmesi için, o ülkenin devlet başkanının seçimle işbaşına gelmesi yeterlidir. Modern anlamı ile demokrasinin en gelişmiş şekli olan Cumhuriyet, bir tarihi gelişmenin sonucudur.

        Yunan ordusunun Anadolu'dan temizlenmesiyle, Kurtuluş Savaşı'nın silahlı mücadele kısmı sona ermiştir. Bundan sonraki mücadele Türk milletini, her alanda, gelişmiş milletlerin seviyesine ulaştırmaktı. Bu amaçla saltanatın kaldırılmasından sonra, sıra Cumhuriyet'in ilan edilmesine gelmişti. Mustafa Kemal, "Türk ulusunun yaratılışına ve karakterine en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir."diyerek, Cumhuriyet'in ilanının Türk milleti için taşıdığı önemi belirlemiş oluyordu.

        23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılmasıyla yeni bir Türk Devleti kurulmuştur. Millet egemenliğine dayanması ve demokratik bir yapıya sahip olması nedeniyle bu devletin isminin "Cumhuriyet" olması gerekiyordu.

        Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasının ardından, birinci TBMM, 1 Nisan 1923'te seçimlerin yenilenmesine karar vererek dağılmıştır. Bu arada, Mustafa Kemal yeni Meclis açılışına yetiştirilmek üzere yeni bir anayasa tasarısı hazırlatmıştır. Bu tasarı hazırlanırken Mustafa Kemal zaman zaman toplantılara başkanlık etmiş ve yeni Türk Devleti'nin rejiminin belli olmamasının devlet idaresinde zaaf olduğu hissini vereceğini ve ilk fırsatta yeni rejimi ilan edip bu düşüncenin ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir.

        İkinci dönem TBMM'nin oluşturulmasını takiben artık, mevcut rejimin de bütün açıklığı ile adının konulması ve yeni devletin başkanının seçilmesi gerekiyordu. O güne kadar bu görev TBMM Başkanı olarak Mustafa Kemal Paşa tarafından yürütülmüştür.

        14 Ağustos 1923'te İcra Vekilleri Heyeti seçimleri yapılmış ve Fethi (Okyar) başkanlığında yeni kabine oluşturulmuştur. İkinci Meclis'in önemli bir kararı da yeni devletin başkentini belirlemek olmuştur. Ankara'nın TBMM'nin kurulduğu yer ve Millî Mücadele'nin merkezi olması nedeniyle, İsmet Paşa'nın Meclis'e sunduğu önerge, oy birliği ile kabul edilmiş ve 13 Ekim 1923'te Ankara yeni Türk Devleti'nin başkenti ve hükûmet merkezi olmuştur. Lozan Antlaşması'nın imzalanması ve Ankara'nın başkent olmasıyla çok önemli bir siyasal gelişmelerin olacağı mesajı verilmiştir.

        İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Ali Fethi Bey ve diğer vekillerin Çankaya'da Mustafa Kemal Paşa başkanlığında yaptıkları toplantı sonucu 27 Ekim 1923'te istifa etmeleri üzerine başlayan hükûmet bunalımı, Meclisin çalışmalarını oldukça zorlaştırmıştır. Güçler birliği ilkesinin en katı şekli olan Meclis Hükûmeti Sitemine göre yapılan seçimlerde bakanlar kurulunun oluşturulamaması, bu sitemin artık iyi işlemediğini göstermiş ve kabine sistemine geçilmesini zorunlu kılmıştır. Kabine sistemine geçiş için ise Cumhuriyet'in ilanı ve bu ilanla birlikte Cumhurbaşkanı'nın seçilmesi gerekli görülmüştür. Mustafa Kemal Paşa, bütün bu gelişmeler üzerine Cumhuriyet'in ilan edilmesine karar vererek, 28 Ekim akşamı, İsmet (İnönü) Paşa, Fethi (Okyar) Bey, Kâzım (Özalp) Paşa, Kemalettin Sami Paşa, Halit Paşa, Rize Milletvekili Fuat (Bulca) Bey ile Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen Eşref (Ünaydın) Bey'i Çankaya'ya davet etmiştir. Toplantıda "Yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz." diyerek görüşlerini açıklayan Mustafa Kemal Paşa'nın bu düşüncesi, orada bulunanlarca da olumlu karşılanmış ve hemen izlenecek yolun saptanmasına girişilmiştir. Konuklar ayrıldıktan sonra Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa bu amaçla Anayasa'da yapılması gereken değişikliğe ilişkin bir yasa tasarısı hazırlamışlardır. 29 Ekim günü önce Halk Fırkası Meclis Grubunda, ardından da TBMM'de kabul edilen tasarıya göre yürürlükte olan 1921 Anayasası'nın birinci maddesinin sonuna "Türkiye Devleti'nin hükûmet şekli cumhuriyettir." ifadesi eklenmiştir. Akşam saat 20:30'da ilan edilen Cumhuriyet'in ardından yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Mustafa Kemal Paşa Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir.

        Cumhuriyet'in ilanı, Millî Mücadele'nin askerî ve siyasi alanlardaki zaferi ve demokratik ilkelere göre kurulan yeni devletin bu yöne doğru gelişmesi ve dünyada egemen olmaya başlayan yeni bir anlayışın (demokratik yönetim) yerleşmesinin kaçınılmaz sonucuydu. Ayrıca, XX. yüzyılda bir milletin kaderinin kişilere ya da hanedanlara bağlı olması anlayışı, çağdaş devlet ve demokrasi prensibi açısından anlamını yitirmişti. Diğer dünya devletleri de tek bir kişinin veya zümrenin yönetiminden kurtulma mücadelesi vermeye başlamışlardı. Mutlak ve genellikle ilahî kaynaklı oldukları için sorgulanamaz ve eleştirilemez diye nitelenen yönetimlerin, halk hareketleriyle yıkılması ve güçlerinin kaynağını onları iktidar yapan halk desteğinden alan demokratik rejimlere yerlerini bırakmaları kaçınılmaz bir süreçti. Bu çerçevede, kurulan yeni Türk Devleti de 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılmasıyla bu yolu seçmişti. Sonuçta Cumhuriyet'in kurulmasıyla halk idaresi gerçekleşmiş, millet bir kişiye "tebaa" olmaktan kurtulmuş ve kendini idare edecekleri seçen vatandaş statüsüne kavuşmuştur.

      • Halifeliğin Kaldırılması

        Hz. Muhammed'in vefatından sonra, ortaya çıkan ilk sorun devleti kimin yöneteceği olmuş ve halifelik gündeme gelmiştir. Hz.Muhammed'in yerine geçen devlet başkanları, halife sıfatını taşımaya başlamışlardır. İlk dört halifeden sonra çeşitli nedenlerle bu siyasi kurum seçimle değil verasetle babadan oğula geçen bir sisteme dönüşmüştür. Zamanla, aynı dönemde ayrı bölgelerde halife sıfatını taşıyan kişilerce yönetilen devletler ortaya çıkmış ve hüküm sürmeye başlamıştır. (Abbasiler, Fatimiler, Endülüs Emevileri). Halifeler devlet yönetimlerinde otoritelerini devam ettirebilmek için kendilerine giderek dinsel sıfatlar da yakıştırmışlardır.

        Yavuz Sultan Selim 1517'de Mısır'ı alınca, orada halife sıfatını kullanan Mütevekkil'i, kutsal emanetlerle birlikte İstanbul'a getirmiştir. Kutsal emanetler Topkapı Sarayı'na konulmuştur. Osmanlı padişahları, uzun süre halife sıfatını kullanmamışlardır. Çünkü padişahlar halifelik için aranan, "Kureyş kabilesine mensup olma" şartına sahip değildi. Ancak Osmanlı padişahları, Osmanlı Devleti gücünü yitirmeye başlayınca, batıya karşı İslam dünyasını temsil ettiklerini göstermek üzere, XVIII. yüzyıldan itibaren "halife" sıfatını kullanmaya başlamışladır. Fakat, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Padişahı, halife unvanını kullanarak cihat ilan etmesine rağmen, Osmanlı yönetiminde olan Arapların önemli bir kısmı İngilizlerin yanında Osmanlı'ya karşı savaşarak halifeliği tanımadıklarını göstermişlerdir. İngiliz, Fransız yönetiminde yaşayan Müslümanların ise Osmanlı Devleti'ne karşı oluşturulan ordularda yer aldıkları görülmüştür. Böylece Osmanlı halifeliği fiilî olarak etkinliği olmayan bir makama dönüşmüştür. Saltanat kaldırılırken, hiçbir siyasi yetkisi olmayan hilafet makamına dokunulmamış; son Osmanlı padişahı olan Vahdettin'in ülkeyi terk etmesi üzerine TBMM tarafından 18 Kasım 1922'de Abdülmecit Efendi halifeliğe seçilmiştir.

        Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet'in ilanı, siyasal ve dinsel açıdan hiçbir yetkisi bulunmayan halifelik kurumunun da kaldırılmasını gerekli kılıyordu. Ayrıca Halife Abdülmecit'in, çeşitli törenler düzenleyerek iddialı demeçler vermesi, kılıç takmak gibi eski iktidar sembollerini kullanmak istemesi, sarayda bazı milletvekili ve komutanları kabul etmesi ve yabancı elçiliklere görevliler yollaması iktidara ortak bir görüntü vermesine neden olmuştur. Halifenin siyasi yetkilerini genişletme çabası ve kendisini Hükûmetin üzerinde görmesi, bu kurumun kaldırılması ile ilgili kanaatlerin iyice şekillenmesine neden olmuştur.

        2 Mart 1924'te Halk Fırkası grubunda karara bağlanan hilafetin kaldırılması sorununun, bir kanun teklif ile Meclise sunulması uygun görülmüştür. Bunun üzerine Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve arkadaşlarının çalışmalarıyla Halifeliğin Kaldırılması ve Osmanoğulları Soyundan Olanların Türkiye Dışına Çıkarılması hakkında bir kanun hazırlanmıştır. TBMM'nin 3 Mart 1924 günkü oturumunda söz konusu kanun teklifinin görüşülmesi kabul edilmiştir. İlk olarak Siirt Milletvekili Halil Hulki Efendi ve 57 arkadaşının imzasını taşıyan "Şer'iye ve Evkâf ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletlerinin Kaldırılmasına İlişkin Öneriler" ele alınmış ve bazı küçük değişikliklerle kabul edilmiştir. Bundan sonra, öğretimin birleştirilmesi Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na ilişkin öneriler görüşülmüş ve yasalaştırılmıştır. Daha sonra 431 Sayılı Halifeliğin Kaldırılması ve Osmanoğulları Soyundan Olanların Türkiye Dışına Çıkarılması Hakkında Kanun kabul edilmiştir.

        Halifeliği kaldıran kanunla Osmanlı ailesinin tüm üyeleri yurt dışına çıkartılmıştır. Artık yüzyıllardır sürdürülen siyasal ve dinsel güçlerin tek elde toplanması ilkesinin yerini, siyasal gücün TBMM'ye yani ulusa geçmesi ilkesi almıştır.

        Saltanatın kaldırılması, Cumhuriyet'in ilanı ve halifeliğin kaldırılmasından oluşan üç ana siyasi inkılâp, laik hukuk inkılabının gerçekleştirilmesinin ön şartını ve zorunlu adımlarını oluşturmuştur.

    • Eğitim ve Kültür Alanında Yapılanlar
      • Tevhid-i Tedrisat Kanunu

        Eğitim, toplumsal bir ihtiyacı karşıladığından bir devlet hizmetidir. Çağımızda devletler başarılarını ve güçlerini millî eğitimle sağlarlar. Vatandaşlarını çağın gereklerine göre eğiten devletler uygarlık yarışına katılmaya hak kazanırlar. Türkiye Cumhuriyeti'nde de eğitim hizmetleri Millî Eğitim Bakanlığınca yerine getirilir.

        Osmanlı eğitim sistemi, hukuk sistemi gibi çok başlılık içinde idi. Geleneksel eğitim veren medreseler, XVIII. yy. sonlarından itibaren Avrupa etkisiyle kurulan ve modern anlamda eğitim veren okullar, tamamen zıt felsefelerle, birbirlerinden farklı, dünya görüşleri arasında büyük uçurumlar olan insanlar yetiştiriyorlardı.

        Üstelik, eğitim "millî" nitelik taşımadığından millî kültürün, millî benliğin gelişmesini ve çağın gereklerine uygun insanların yetişmesini sağlayamıyordu. Azınlık okulları ve yabancı okullar da Osmanlı eğitim sistemi içinde yer alıyorlar ve kendi siyasî ve ekonomik çıkarları doğrultusunda eğitim veriyorlardı.

        Osmanlı Devleti'nin son yıllarında arka arkaya girdiği savaşlar hem eğitime bütçeden daha az pay ayrılmasına hem de öğrencilerin askere alınması nedeniyle eğitimin aksamasına yol açmıştı. Bu nedenlerle Cumhuriyet'in devraldığı eğitim sisteminin en baştan ele alınması gerekiyordu.

        23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılmasından kısa bir süre sonra Mayıs 1920'de TBMM'ye bağlı Maarif Vekâleti kurulmuştur. Mustafa Kemal Paşa, daha Kurtuluş Savaşı sırasında Sakarya Savaşı'nın hemen öncesindeki en buhranlı günlerde Maarif Kongresi'ni toplayarak tüm memleket evlatlarının bir bütün halinde bilim ve tekniğe dayalı milli bir eğitim sistemi içerisinde yetiştirilmesinin önemi üzerinde durmuştur. 1922 yılında Meclis'teki yaptığı açılış konuşmasında, "Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize en önce ve her şeyden evvel Türkiye'nin bağımsızlığına, millî geleneklerine düşman olan tüm unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir" demiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın, "Eğer cumhurbaşkanı olmasam, Millî Eğitim Bakanlığını almak isterim." Sözleri, onun kültür ve eğitime verdiği önemi, "... En mühim, en esaslı nokta eğitim meselesidir. Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, müstakil, şanlı, yüksek bir cemiyet halinde yaşatır ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder" sözleriyle de konuya verdiği önemin nedenlerini çok iyi açıklamıştır. Zafer'den sonra, 3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ikili eğitim yerine, çağdaş bir toplumun bireylerini yetiştirecek tek bir eğitim sistemini kurmak üzere öğretim birleştirilmiştir. Mustafa Kemal, 1924'te Samsun'da, "Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit (yol gösterici) ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalet (doğru yoldan çıkmak)tir" diyerek, eğitimin temelinin sadece bilim olacağını belirtmiştir. Yine 1924'te Muallimler Birliği Kongresi'nde, "Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister." Sözleriyle eğitimde özgür bireyler yetiştirmenin önemini vurgulamıştır.

        1926 yılında Maarif Teşkilâtı hakkında kanun kabul edilmiştir. Bu kanunla devletten izinsiz hiçbir okul açılamayacağı belirlenmiş, ilk ve orta öğretim esasları saptanmıştır. Çağdaş olmayan, kişiyi gelecekteki yaşantısına hazırlamayan dersler programdan çıkartılarak akıl ve bilime yönelik modern ders programları hazırlanmıştır.

        ATATÜRK döneminde eğitimin millî olmasına çok büyük önem verilmiş; Türklerin tarih boyunca uygarlığa yaptığı hizmetler ortaya çıkarılarak millî duygunun güçlenmesi sağlanmıştır. Eğitimde kız çocukların dışlanmamasına büyük özen gösterilmiş, kız-erkek tüm çocuklar bir arada, çağdaş eğitim görmeye başlamıştır. Her yaştaki vatandaşımıza okuma-yazma öğretilmesi amaçlanmıştır. Okullardaki, ders saatleri yeniden düzenlenmiş, çok sayıda okul açılırken, bu okulların ihtiyacı olan öğretim elemanlarını yetiştirmek için tedbirler alınmıştır. ATATÜRK'ün "en büyük eserim" olarak adlandırdığı Cumhuriyet'i emanet ettiği gençlerin okuyacağı ders kitapları yeniden yazdırılmıştır. Mesleki ve teknik öğretim yapacak kurumlar açılırken, yüksek öğretim yapacak kurumlar büyük bir titizlikle düzenlenmiştir. Azınlık okulları ve yabancı okullar tam bir denetim altına alınmışlar, bazı derslerin Türk öğretmenler tarafından, Türkçe olarak verilmesi sağlanarak dil, kültür gibi millî birliği sağlayacak değerlerin kaybolmaması sağlanmıştır.

      • Yeni Türk Harflerinin Kabulü

        Türkler bulundukları kültür çevrelerine göre tarih boyunca çeşitli alfabeler kullanmışlardır. Bunların en belirginleri, Orta Asya'da kullanmış oldukları Göktürk ve Uygur alfabeleri ile İslamiyet'i kabul ettikten sonra kullanmaya başladıkları Arap alfabesi olmuştur. Arapçada Türkçede mevcut sesli harflerin bulunmaması, Türkçe kelimelerin Arap alfabesiyle yazılmasında bazı seslerin gösterilememesine yol açmaktaydı. Bazı sessiz harflerin kullanılmasında da Arapça sessiz harflerin hangilerinin kullanılacağı sorunu ortaya çıkmıştı. Bu nedenlerle Türkçeyi Arap harfleriyle yazma ve okumada büyük zorluklar olmuştu. Bu durum okuma yazmanın öğrenilmesini zorlaştırmış, pek az kişi okuma-yazma öğrenebilmişti. Okuma yazma bilmek Osmanlı toplumunda önemli bir ayrıcalık haline gelmişti.

        Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde okuma-yazma bilenlerin azlığı bir sorun olarak ortaya çıkmış ve II.Meşrutiyet döneminde mevcut alfabenin ıslahı yönünde çalışmalar yapılmıştır. Ancak yeni bir alfabeden çok, Arap alfabesinin Türkçeye uygun hale getirilmesine çalışılmıştır. Fakat bu çalışmalar Birinci Dünya Savaşı nedeniyle kesintiye uğramıştır. Mustafa Kemal Paşa için de alfabe modernleşen Türk toplumu için çözümlenmesi gereken bir sorun olmuştur. Daha Kurtuluş Savaşı başlarında 8 Ağustos 1919'da geleceğe yönelik girişimlerini açıklarken Mazhar Müfit (Kansu) Bey'e, Latin alfabesinin uygun olabileceğini not ettirmişti. Yurdun düşman işgalinden kurtarılmasından sonra İzmir'de toplanan Türkiye İktisat Kongresi'nde kabul edilen Misak-ı İktisadi'de bir okuma bayramından bahsedilmesi, okuma-yazma konusunda bazı düzenlemelerin yapılacağının habercisi olmuştur. Mustafa Kemal Paşa'nın talimatıyla Türk Alfabesi'nin hazırlanması için bir komisyon kurulmuştur. Yapılan çalışmalar neticesinde Latin alfabesinin Türk dilinin yazılması ve okunması için tüm harfleri taşıdığı tespit edilmiştir. ATATÜRK 9 Ağustos 1928'de Sarayburnu'nda Harf İnkılâbını müjdeleyerek "Arkadaşlar güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz..."demiştir. 1 Kasım 1928'de TBMM'de yeni Türk harfleri hakkındaki 1353 sayılı kanun oy birliği ile kabul edilmiştir.

        1 Ocak 1929'dan itibaren tüm devlet yazışmaları Türk harfleriyle yapılmıştır. Ayrıca "Millet Mektepleri" adlı okullar açılarak Türk milletine yeni harfler öğretilmeye başlanmıştır.

      • Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarının Kurulması

        Osmanlı Devleti, çok uluslu bir imparatorluk olduğu için millî bir tarih anlayışı oluşmamıştı. İslam tarihine ve hanedana dayanan bir tarih anlayışı vardı. Bu tarih anlayışında, Türklerin İslamiyet öncesindeki varlıkları ve uygarlığa katkıları yok sayılmıştı. İslamiyet öncesinde Orta Asya'da gelişmiş bir Türk kültür ve uygarlığı vardı. İlk olarak Osmanlı son döneminde millî bir tarih anlayışı gündeme gelmişse de, bu çabalar yeterince etkili olamamış, millî tarih anlayışı ancak Cumhuriyet döneminde hayata geçmiştir. Bu tarih anlayışının gelişmesinde yeni kurulan millî devletin varlığı çok etkili olmuştur. Türk milletinin oluşumunda tarihin büyük önem taşıdığına inanan ATATÜRK, bilimsel tarih araştırmaları için bilim adamlarını özendirmiş, millî tarihimizin derinlemesine incelenmesi gerektiğine inanmıştır. ATATÜRK, "... Tarih, bir milletin nelere yetenekli olduğunu ve neler başarmaya gücü yettiğini gösteren en doğru kılavuzdur...", "Millî tarih İstiklal Savaşı'mızın manevi cephesini teşkil edecektir. Çünkü topraklarımız gibi, Türk milletinin mazisi, medeni hüviyeti ve insanlık değerleri de istilaya maruz kalmıştı" diyerek, tarihimizin Türk bilim adamlarınca incelenerek gerçeklerin bilimsel esaslar çerçevesinde tarafsızca araştırılmasını istemiştir. Ayrıca yabancı tarihçilerin bir kısmının ön yargılı bir şekilde Türk milletini küçük düşüren haksız iddialarına bilimsel araştırmalarla cevap verilmesi amacıyla 12 Nisan 1931'de Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin kurulmasına ön ayak olmuştur. Türk tarihindeki araştırmalara resmî bir nitelik veren bu cemiyet, 1935'te Türk Tarih Kurumu adını almıştır. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (Türk Tarih Kurumu) aracılığıyla dünyanın en eski milletlerinden biri olan Türk milletinin tarihini tüm detaylarıyla öğrenmek, Orta Asya'dan itibaren kurdukları devletleri ve uygarlığını incelemek, Türk kültürünü dünyaya tanıtmak fırsatı yaratılmıştır.

        Millî kültürün gelişmesinde tarih kadar dil de çok önemlidir. Bir milletin geçmişten geleceğe kuşaklar arasındaki iletişimi ve devamlılığı sağlayan en önemli etkendir. Cumhuriyet ile birlikte tarih alanında olduğu gibi dilde de önemli çalışmalar başlatılmıştır. Yeni alfabenin kabul edilmesi, dildeki yeniliğe de ortam hazırlamıştır. Türk dilinin kaynaklarını, ana özelliklerini, geçirdiği evreleri araştırmak, kurallarını belirlemek ve yabancı dillerin etkisinden kurtarmak amacıyla ATATÜRK tarafından başlatılan çalışmalar 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. 26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı'nda Birinci Dil Kurultayı toplanmış ve bu tarihten sonra çalışmalar hızlandırılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 31 Ağustos 1936'da Türk Dil Kurumu adını almıştır. Türk Dil Kurumunun çalışmalarıyla Türkçe bir kültür ve sanat dili haline getirilmiştir.

      • Güzel Sanatlar Alanındaki Yenilikler

        Türk tarihi ve dili üzerine yapılan çalışmalar, ulusal kültürümüzün doğmasına büyük ölçüde yardımcı olmuştur. Güzel sanatlar alanında yapılan çalışmalar ile bu konudaki eksiklerin tamamlanması düşünülmüştür. Mustafa Kemal (ATATÜRK), 1933'te yüksek bir insan topluluğu olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.” sözleriyle bu konudaki çabaları desteklemiştir. Çünkü sanat ve daha somut biçimiyle güzel sanatlar, uygar olmanın işareti olup, düşünce hayatının can damarı ve kültürlü insan yetiştirmede en önemli eğitim araçlarından biridir. Bu nedenle, güzel sanatlar alanında yapılacak atılımların kültürel kalkınmanın ve çağdaşlaşmanın bir parçası olacağını düşünen ATATÜRK, güzel sanatlardaki başarıyı inkılapların başarısıyla eş tuttuğundan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi kurulmuştur. Bu Akademide “Türk Sanat Tarihi Enstitüsü” açılmıştır. Resim, heykel ve diğer sanat dallarında sanatçılar yetiştirilmeye başlanmıştır. 1937 yılında ise İstanbul’da Resim ve Heykel Müzesi açılmıştır.

        ATATÜRK’ün sanat dallarının içinde en çok üzerinde durduğu müzikti. Bu konuda ATATÜRK düşüncesini şu şekilde dile getirmiştir: “Hayatta musiki lazım mıdır? Hayatta musiki lazım değildir; çünkü hayat musikidir. Musiki ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat, insan hayatı ise musiki mutlaka vardır. Musikisiz hayat, zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir." ATATÜRK’ün müzikle iç içeliği savaş meydanlarında bile sürmüştür. Çanakkale Cephesi’ni gezen gazeteci Ali Canip (Yöntem) Bey ATATÜRK’ün bu özelliğini şu sözlerle anlatmaktadır: “...Arıburnu’na geldik. Orayı gezerken birden bire İngilizlerin bir yaylım ateşi, yeni bombardımanı ve aynı zamanda kulağımıza bir de müzik sesi geldi. Esat Paşa'ya sordum: Paşam bu ne? Mızıka bando. İngilizlerin de yaylım ateşi. Dikkat edin, bütün mermiler şu üst tarafımızdaki Cesaret Tepesi'ne yönelmiştir. Her gün öğle zamanı oldu mu oranın Fırka Kumandanı Mustafa Kemal askerlerine bando ile yemek yedirir ve İngilizleri kıyıda dar bir yerde mıhladığı için, mızıka sesini duyan gemileri, Mustafa Kemal’e ateşle cevap verirler.” Böylelikle Mustafa Kemal cephede bir taraftan askerinin moralini düzeltirken diğer taraftan askerine müzik eşliğinde zevkli bir yemek yedirmektedir.

        ATATÜRK için müzik hayattı ama müziğin çeşidi de onun için önemliydi. ATATÜRK’ün istediği müzik; dinleyince insana neşe, mutluluk, yaşama sevinci verecek tarzda olmalıdır. İnsanı karamsarlığa götüren müzikten hoşlanmadığını belirterek batı müziğinde olduğu gibi Türk müziğinin de çok sesli olmasını istemiştir. Ona göre bir ulusun yeni değişikliğine ölçü; musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesiydi. Ulusun ince duygularını, düşüncelerini anlatan, yüksek deyişlerini, söyleyişlerini toplamak, onları genel müziğin kurallarına göre işlemek gerektiğini vurgulamıştır. Ancak Türk ulusal musikisinin bu sayede yükselerek evrensel musikide yerini alabileceğini söyleyen ATATÜRK, memleketin millî kültür hazinesi olan halk müziğinin ve folklorunun araştırılarak, ilmî esaslar ve metotlarla kültür canlılıklarıyla ortaya konulmasını vurgulamıştır.

        Ankara’da 1936’da açılan Devlet Konservatuvarı, müzik, opera, tiyatro alanlarında, batının en ünlü sanatçılarından yararlanarak eğitim vermeye başladı. Bugün dünya çapında tanınan sanatçılarımız bu okullardan yetişmiştir.

        Bir lider ve devlet adamı olarak ATATÜRK, bağımsız bir Türk devleti kurmak, kanunları yenilemek gibi en üstün hizmetleri vermekle yetinmemiş; Türk ulusunun tarihini, dilini, kültür ve sanatını üstün ve saygın bir konuma getirmek için her alanda büyük bir çaba göstermiştir.

    • Hukuk Alanında Yapılanlar
      • 1921 ve 1924 Anayasaları

        Yeni Türk Devleti, milli egemenlik ilkesine dayalı bir sistem üzerine kurulmuştur. Bu ilkenin gerçekleştirilebileceği tek devlet sistemi, laik hukukun geçerli olduğu demokratik Cumhuriyet modeliydi. Bu nedenle, 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılışı, ilerde hukuk alanında köklü bir inkılap yapılacağının da göstergesi ve ilk basamağıdır.

        TBMM'nin hazırladığı Anayasa, 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adıyla yürürlüğe girmiştir.

        23 madde ve bir de ek maddeden oluşan Anayasa'nın kısalığı o dönemin özelliğinden ileri gelmekteydi. Sadece olağanüstü şartları ve acil ihtiyaçları karşılamakla yetinilmenin gerekli olduğu kanaati, kısa ve özet bir anayasa hazırlanışına sebep olmuştur.

        Cumhuriyet'in ilanı ve hilafetin kaldırılmasında sonra yeni Türkiye'nin yeni bir Anayasaya ihtiyacı ortaya çıkmıştır. TBMM'de yapılan çalışmalar ve müzakereler sonunda, 20 Nisan 1924'te Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasi prensiplerine değer verdiğini gösteren, tarihi gelişmelerin sonucu olarak hazırlanan ve gerçek hayatın ihtiyaçlarına cevap veren bir Anayasa'dır.

        1924 Anayasası'nın ruhunda ve mantığında Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi teşkilatı, demokrasi esasına dayanır. Memlekette hakimiyetin, gerçek ve tek sahibi, Türk milletidir. Milletin dilekleri, fikir ve arzuları, tek bir organda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplanır ve bu mecliste de, millet iradesi seçim yolu ile gerçekleşmektedir.

        Sonuç olarak 1924 Anayasası genel nitelikleriyle millî ruh ve ihtiyacın ifadesi, tarihi ve sosyal akışların bir sonucu olmuştur.

      • Türk Medeni Kanunu

        Hukuk alanında yapılan inkılapların ana amacı, laik, demokratik, çoğulcu, özgürlükçü, akla, bilimsel esaslara ve en önemlisi eşitliğe dayanan bir devlet sistemi ve yaşam biçimi oluşturabilmekti.

        Hukuk inkılabı da, siyasal inkılaplar gibi, arka arkaya atılan çeşitli adımlardan oluşmaktaydı.

        Hukuk inkılabının ön şartlarını oluşturan siyasi inkılapların tamamlanması üzerine, mevcut hukuk sistemini yenilemek ve modernleştirmek üzere 1923 yılında Adliye Vekâleti tarafından medeni hukuk, ceza hukuku, usul hukuku gibi alanlarda çeşitli komisyonlar kurulmuştur. Bu komisyonlar yürürlükte bulunan kanunları gözden geçirecek ve tadil edecek, hukuk deyimlerini belirleyeceklerdi.

        1926 yılında İsviçre Medeni Kanunu bazı değişikliklerle Türk Medeni Kanunu olarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun seçiminde; basit dili, açık, hâkime geniş takdir yetkisi veren esnek karakteri, Avrupa'da kabul edilen en yeni, liberal, kadın-erkek eşitliğine dayanan bir aile düzenini içeren ve demokratik bir devletin ihtiyaçlarını karşılayabilir özellikleri etkili olmuştur. Bu kanunun kabulünden kısa bir süre önce, 1925 yılında, Türkiye'de yaşayan Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar birer ay arayla verdikleri dilekçelerle, "artık medeni hukuk bakımından, ayrı bir muameleye tabi olmak ihtiyacını duymadıklarını, gayrimüslim cemaatler için ayrı hükümler konmasına gerek olmadığını, yeni medeni kanunun kendilerine de uygulanmasını istediklerini" Adliye Vekâletine bildirmişlerdir. Böylece yüzyıllar sonra ülkemizdeki vatandaşlar arasında hukuk birliği sağlanmıştır.

        Yeni Türk Medenî Kanunu;

        • İlerici, inkılapçı, laik ve halkçı bir ruh taşıyordu.
        • Evlenme, boşanma, miras, velâyet, hak ve fiil ehliyeti gibi konularda kadın-erkek eşitliği sağlamıştır.
        • Tek eşlilik usulünü getirmiştir.
        • Medenî nikâh usulü getirmiştir.
        • Kadın, erkek tüm Türk vatandaşlarının aynı haklara kavuşmasını sağlamıştır.
        • Hâkimlere tanıdığı geniş takdir serbestisi ile hâkimler olayın ve ülkenin şartlarına uygun olarak hukuk kuralı yaratma ve uygulama imkânına kavuşmuşlardır.
        • Türk hâkimleri, verdikleri kararlarla yeni hukuku kısa süre içinde millîleştirmişlerdir.
        • Halkın çağdaş ve millî ihtiyaçlarına cevap veren bir hukuk sistemi oluşmuştur.
      • Diğer Kanunlar

        Hukuk alanında başlatılan inkılaplar, yalnızca Medeni Kanun ile sınırlı kalmamış, belirli aralıklar ile yapılan düzenlemeler sonucunda bu alanda ortaya çıkan boşlukların doldurulmasına çalışılmıştır. Türk Medeni Kanunu'ndan sonra, 1926'da Ceza Kanunu ve Ticaret Kanunu, 1927'de Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu, 1929'da Ceza Muhakemeleri Usulü ve Deniz Ticareti Kanunları, 1932'de İcra-İflâs kanunları yine batı ülkelerin kanunlarından yararlanılarak hazırlanmış ve yürürlüğe girmişlerdir. Bu kanunlarda gelişen ihtiyaçlara uygun olarak değişiklikler yapılmıştır.

        Medeni hukuk alanında tüm haklarına kavuşan Türk kadınına ilk olarak 3 Nisan 1930'da çıkarılan Belediyeler Yasası gereğince belediye seçimlerine katılma hakkı ve 26 Ekim 1933'te Köy Kanunu'nun değiştirilmesi ile de muhtar ve ihtiyar heyetlerine seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Türk kadını 5 Aralık 1934'te milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir.

        Hukuk inkılabı ile Türk hukuku sistemi laik bir temele oturtulmuştur. İnsanlar arasında ayırımın yapılmadığı, herkesin kanun önünde eşit muameleye tâbi tutulduğu bir hukuk sisteminin alt yapısı kurulmuştur. Yeni sistemde kanunların tekliği ve genelliği ilkesi geçerli kabul edilmiştir.

    • Toplumsal Alanda Yapılanlar
      • Kadın Hakları

        Toplumsal alanda yapılan en önemli yeniliklerden birisi de kadının toplumda hak ettiği yeri almasıdır.

        Eski toplumsal yapıda kadına verilen değerin yanlış olduğunu ve Türk kadınının toplumda yer almasının gereğini ATATÜRK şu sözleriyle anlatmıştır:

        "Bir toplum, bir millet; erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün müdür ki, bir kitlenin bir parçasını ilerletelim diğerini görmezlikten gelelim de kitlenin tümü ilerlemeye imkân bulabilsin? Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok, ilerleme adımları, dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenileşme sahasına birlikte kesin aşamalar yaptırmak lazımdır. Böyle olursa inkılap başarılı olur."

        17 Şubat 1926'da Medeni Kanun'un kabul edilmesi kadın hakları alanındaki en büyük inkılâplardan biridir. Bu kanunla;

        • Ailede kadın erkek eşitliğini sağlamaya yönelik çok önemli atılımlar gerçekleştirilmiştir.
        • Birden fazla kadınla evlenmeye son verilmiş ve boşanmalarda kadınlar da söz ve hak sahibi olmuşlardır.
        • Kız ve erkek çocukların mirastan alacakları paylar eşit duruma getirilmiştir.
        • Daha sonra tanınan siyasal haklarla Türk kadınları demokratik hayattaki yerlerini almaya başlamıştır.
        • 3 Nisan 1930'da belediye, 26 Ekim 1933'te köy muhtar ve heyetleri, 5 Aralık 1934'te milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.
        • Cumhuriyet ile birlikte her türlü eğitim ve öğretim, hatta iş hayatının kapıları kadınlara ardına kadar açılmıştır.

        Yeni Türk Devleti'nde kadınlara sosyal, kültürel hakların yanında, siyasî haklar da birçok uygar ülkeden önce tanınmıştır. Örneğin Fransa ve İtalya'da kadınlara 1946'da seçme ve seçilme hakkı tanınırken Türk kadını bu hakları, ATATÜRK devrimleri sayesinde çok daha önceden 1934'te elde etmiştir. 1935 yılında yapılan genel seçimlerde TBMM'ye 18 kadın milletvekili girmiştir. Böylece Türk kadını asırlarca ihmal edilen haklarına kavuşmuştur.

        Türk kadını, günümüzde siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatın her alanında aktif görev alabilmekte, bütün meslek dallarında (askerî okullar ve ordu dahil) görev yapabilmektedir. Kadınlarımızın çeşitli iş ve mesleklerden, parlâmento kürsüsüne, üniversite profesörlüğü, dekanlığı ve rektörlüğüne, yargıtay, danıştay üyeliğine kadar her türlü yurt hizmetinde çalışmaları, ATATÜRK'ün gerçekleştirdiği devrimler sayesindedir. Dünyada yargıtay üyeliğine seçilen ilk kadın da bir Türk kadınıdır. Hatta kadınlarımız ATATÜRK'ün açtığı bu yol sayesinde başbakanlığa kadar yükselmişlerdir.

      • Şapka ve Kıyafet İnkılabı

        Yeni Türk Devleti'nin sosyal yapısını oluşturmaya yönelik devrimlerden birisi de kıyafet inkılabıdır.

        Padişah II. Mahmut tarafından kabul ettirilen fes, zamanla bir İslam giysisi hâline gelmiş, Osmanlılığın sembolü olmuştu. "Bir insanın veya kavmin kılığı hangi kavime benzerse o kavimden olacağı" gibi düşünceler dolayısıyla, Osmanlı topraklarındaki her millet veya topluluk farklı bir giysiyle dolaşıyordu.

        Çağdaş toplumlarının vardığı gelişme düzeyini hedefleyen yeni Türk Devleti'nin modernleşmesi için, geride bırakılması gereken bir toplum düzeninin ve kafa yapısının tüm simgelerinin toplum yaşamından silinmesi gerekiyordu. İnsanın giysisinin, kültürel birikiminin göstergesi olduğunu bilen Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucuları, bilim ve sanatta çağdaş uygarlık seviyesine eski anlayışla ulaşılamayacağını anlamışlardı.

        Halkın kıyafetini modern dünya ile uyumlu hale getirmek için 25 Kasım 1925'te "Şapka İktisası Hakkındaki Kanun" kabul edilmiştir.

        1934'te çıkarılan bir kanunla da din görevlilerinin ibadet yerleri dışında dini kıyafetlerle gezmeleri yasaklanmıştır. Kılık-kıyafet inkılabıyla Türkler ile öteki çağdaş uluslar arasında bir simge niteliğinde sayılan Osmanlı toplum yaşamını ve gelenekselliğini simgeleyen tüm eski başlıklar ve kıyafetler değiştirilmiştir. Şehirli, köylü, devlet adamı, din görevlisi ve Müslüman, Müslüman olmayan halk arasındaki kıyafet karmaşası giderilerek toplumsal anlamda birlik ve beraberlik güçlendirilmiştir.

        Çağdaş uygarlığın içinde yer almaya kararlı Türk toplumu, uluslararası kıyafeti benimseyerek kıyafet inkılabını medeni bir toplum olmanın gereği olarak kabul etmiştir.

        ATATÜRK geri bir memlekette medeniyet meselesi halledilmedikçe hiçbir meselenin halledilemeyeceğini düşünüyordu. Şapka inkılabı, hem şeklen ve hem de düşünsel olarak değişimin, çağdaş bir toplum olmanın bir sembolü olarak değerlendirilmiştir.

      • Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması

        Tekkeler, tarikat mensuplarının oturup kalkmalarına, ibadet yapmalarına mahsus yerler olup, bunların küçüklerine zaviye deniliyordu. Selçuklular ve Osmanlılar zamanında Anadolu'nun Türkleşmesinde ve Anadolu'nun Türk kimliği içinde yoğrulmasında büyük hizmetleri geçen tarikatlar ve bunların kurumlaşmış şekli olan tekkeler daha sonraki yüzyıllar içerisinde asıl fonksiyonlarını yitirmişlerdir. Toplumsal anlamda birlik ve beraberliğe zarar verecek bir niteliğe gelmişlerdir.

        Düşünsel olarak insanların her hangi bir üretim içinde olmadığı, insan zamanının büyük oranda harcandığı tekke ve zaviyeler adeta çalışmadan yaşayan insanların toplandığı yerler haline dönüşmüşlerdir.

        Bir takım tarikat mensuplarının halkın inançlarını istismar etmesi, maddi olarak haksız kazançlar sağlamaları, ilmi ve dini temele dayanmayan hurafeler üzerinden insanlar üzerinde baskı kurmaları tarikatları çöküntüye uğratmıştır.

        Çağdaş bir devlet ve toplum düzeni kurmak isteyen ülke yönetimi, olumlu fonksiyonları kalmamış olan bu kurumlardan en kısa zamanda kurtulması gerektiğine inanıyordu. ATATÜRK de tarikatların, Türk milletini istismar etmelerini engellemek için toplumsal dayanışma, birlik ve beraberlik duygusunu zedeleyen bu yapıların kaldırılmaları gereğini belirtmiştir.

        ATATÜRK bu konudaki görüşlerini şu sözleriyle ifade etmişti: "Efendiler ve ey millet biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."

        TBMM 30 Kasım 1925 tarihinde kabul ettiği bir kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapanmasını, türbedarlıklarla bir takım unvanların yasaklanmasını kararlaştırmıştır.

        Bu Kanun, Allah ile kul arasına giren istismarcıların işine son verdiği ve vicdanlara yapılan dinsel baskıyı ortadan kaldırdığı gibi Türk toplumunun birlik ve beraberliği ile toplumsal dayanışmasının önündeki engeli de ortadan kaldırmıştır.

      • Soyadı Kanunu

        Herkesin ailece anılmasına yarayan öz adından sonraki ada, aile adına soyadı denir. Bütün uygar toplumlarda ailenin köklülüğünü belirten soyadları bulunmaktadır. Osmanlı devleti'nin son yıllarında; nüfus artışı, askerlik, tapu, nüfus, miras, adalet, eğitim gibi devlet işlerindeki yoğunluğu beraberinde getirmiş ve soyadının bulunmaması nedeniyle bu alanlarda sık sık karışıklıklar çıkmaya başlamıştır. Toplum ve devlet hayatında ortaya çıkan bu karışıklıklar 21 Haziran 1934'te çıkarılan "Soyadı Kanunu" ile giderilmiştir. "Soyadı Kanunu" ile her vatandaşın kendi öz adından başka, mensup olduğu aileye ait bir soyadı taşıması kabul edilmiş, Türk inkılabının önderi Mustafa Kemal'e de TBMM tarafından 24 Kasım 1934'te çıkarılan bir kanunla "ATATÜRK" soyadı verilmiştir. Yine çıkarılan başka bir yasa ile ATATÜRK soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklanmıştır.

        Ayrıca 1934'te çıkarılan bir kanunla lâkap ve unvanlar, sivil rütbe, nişan ve madalyalar kaldırılmış, ancak vatan savunması yolunda alınan nişanları taşımak serbest bırakılmıştır. Askerî bir rütbeyi belirten "paşa" kelimesi "general" olarak değiştirilmiştir. Böylece Osmanlı toplumunun sosyal tabakaları ortadan kaldırılmış ve insanların toplumda ve kanun önünde lakap ve unvanlarına göre sınıflara ayrılması engellenmiştir.

      • Uluslararası Saat, Takvim, Rakam Ve Ölçü Birimlerinin Kabul Edilmesi

        Türkiye Cumhuriyeti'ni, parçası olmaya karar verdiği çağdaş dünyadan ayıran unsurlar arasında takvim ve ölçüler de bulunmaktaydı. Türkiye'de Hicret'i başlangıç olarak kabul eden ve ayları ayın hareketlerine göre ölçen Hicri takvimle, mali işler için bu sistemin düzeltilmiş bir türü olan Rumi takvim kullanılmaktaydı.

        Bu durum gerek ülke içinde, gerekse Avrupa'yla artan ilişkiler çerçevesinde önemli güçlükler çıkarmaktaydı. Bu nedenle 26 Aralık 1925'da kabul edilen kanunlarla Hicrî ve Rumî takvimler bırakılarak bütün dünyanın kullandığı Miladî takvim kabul edilmiş, 1 Ocak 1926'dan itibaren Türkiye'de miladî takvim kullanılmaya başlanmıştır.

        Alaturka saatin yerini uluslararası saat almıştır. Yine Mayıs 1928'de, uluslararası rakamlar kabul edilmiş, 1931 yılında çıkarılan bir kanunla da eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirilmiştir. Arşın, endaze, okka, çeki gibi eski ve bölgelere göre değişen birimler kaldırılarak onlu sisteme uygun metre ve kilo gibi uzunluk ve ağırlık ölçüleri kabul edilmiştir.

        Ölçülerdeki bu değişikliklerle hem ülkedeki ağırlık ve uzunluk ölçüleri standart hale getirilmiş, hem de Türkiye'nin uluslararası ticari ilişkilerinde kolaylıklar sağlanmıştır.

    • Ekonomi Alanında Yapılanlar
      • Türkiye İktisat Kongresi

        Kongre 17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanmıştır. Yapılan bu kongre Lozan görüşmelerine ara verildiği sırada gerçekleşmiştir. Bu kongrede iktisadî gelişme ve yükselme için köklü bir program yapılacağı, ancak bu programın düzenlenmesinde önce iktisatla ilgili olanların bir araya toplanacağı, bunların alacağı kararların programı oluşturacağı ifade edilerek çiftçi, tüccar, amele (işçi), sanayici, banka, şirket temsilcilerinin toplanacağı açıklanmıştır.

        1923 Türkiye İktisat Kongresi'nde ATATÜRK ne devletçi ne de özel sermayeye dayalı herhangi bir hazır reçete öneriyordu. Çözüme varmak için bir arayış içine girilmiş, dışarıdaki çeşitli deneyimler incelenip içerideki tartışma ve gelişmeleri değerlendirerek sonuca gidilmek istenmiştir. 17 Şubat 1923'te toplanan Türkiye İktisat Kongresi'nin açılış konuşmasında Mustafa Kemal, ekonomik bağımsızlığın önemine dikkat çekmiştir.

        Kongrede alınan kararlar özetle şöyledir: Hammaddesi yurt içinde yetişen sanayi dalları kurulmalı; küçük imalattan hızla fabrika üretimine geçilmeli; özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulmalı; devlet iktisadi alandaki yerini almalı ve özel sektörün gerçekleştiremediği yatırımlar devlet eliyle yapılmalı; ulaşımın önemi gözetilerek demiryolu inşaatı programa bağlanmalıdır.

        Türkiye İktisat Kongresi'nde çiftçi grubunun ekonomik problemlerine büyük önem verilmiş ve bu konuda bazı esaslar tespit edilmiştir. Çiftçinin eğitilmesine büyük önem verilmiştir. 1924 Silah Altına Alma Yasası ile ordunun askere alınan köylülere, askerlik hizmetleri sırasında tarım makinaları ve yeni yöntemleri öğretmeleri öngörülmüştür.

      • Tarımın Teşvik Edilmesi

        Osmanlı İmparatorluğu'nda üretim esas olarak tarıma dayalı idi. XVII. yüzyıldan itibaren gerileyen imparatorluğun toprak sisteminde de önemli problemler ortaya çıkmaya başlamıştır. Osmanlı yönetim yapısında meydana gelen değişim tarım alanındaki mülkiyet yapısını da etkilemiştir. Son dönemlerde tarımsal üretimin iyice düşmesi, toplumun temel ihtiyacı olan ürünlerin karşılanamaması sonucu ithalat yapma mecburiyeti doğmuştur.

        Türkiye Cumhuriyeti bu alanda önemli kararları uygulamaya geçirmiştir. 1923-1929 yılları tarımsal üretim bakımından "altın yıllar" olarak değerlendirebilir. Savaş koşullarında % 50 dolaylarında üretim düşmeleri gözlenen başlıca ürünlerde savaş öncesi üretim hacmine 1923'ü izleyen bir iki yıl içinde ulaşılmıştır. Bu olumlu gelişmede tarıma dönük olumlu politikaların, fiyat ve vergi değişkenleri yoluyla çiftçiler lehine kaynak yaratan uygulamalar belirleyici olmuştur. Çiftçinin durumunun düzeltilmesi için devlet gelirlerinde düşme görüleceğinin bilinmesine rağmen 17 Şubat 1925'te Aşar vergisi kaldırılmış, yerine binde 6'lık bir vergi konmuştur. Tarım 1923-1929 yıllarında ana sürükleyici sektör olmuş ve savaş yıllarından sonra ekonominin yeniden inşası esas olarak tarım sektörünün dinamizmi sayesinde gerçekleşmiştir.

        Bir sonraki dönem olan 1929-1939 arası ise bilindiği gibi dünya ekonomik bunalımı ile çakışmaktadır. Fakat dünyada ve ülkede yaşanan bu olumsuz ekonomik koşullara rağmen, tarım sektörü, (sanayinin gerisinde kalmakla birlikte) pozitif bir gelişme kaydetmiştir.

      • Sanayi Alanında Gelişmeler

        İmparatorluğun son döneminde modern sanayi hemen hemen yok gibidir. Sanayi ürünlerinin çoğunu dışarıdan temin etmek gerekiyordu. İş yerleri genellikle motorlu olmayan ve makine kullanmayan, çoğunluğu insan gücüne dayalı bir yapıya sahipti. Büyük çapta üretim yapan iş kolları devlete, askeriyeye veya yabancılara aitti. Yerli girişimciler yetersiz ve gerekli sermayeye sahip değildi. Hükûmet ilk iş olarak yabancı girişimlerini satın almaya başlamıştır. Fabrika kurmak isteyen Türk müteşebbislere sermaye temin etmek için 26 Ağustos 1924'te İş Bankası kurulmuştur. Böylece devlet desteğindeki İş Bankası sanayileşme hareketinin öncüsü olmuştur.


        ATATÜRK, Türkiye İş Bankası'nın İstanbul Şubesi'nden Ayrılırken
        Genel Müdür Celal Bayar Tarafından Uğurlanıyor (16 Haziran 1928)

        Sanayileşme alanında atılan en önemli adım 1927'deki "Teşvik-i Sanayi Kanunu"nun 28 Mayıs 1927'de 15 yıllığına yürürlüğe konulmasıdır. Özel sermayeyi sanayileşme alanına çekebilmek için yürürlüğe giren bu kanun, sanayicinin yatırım yapabilmesi için özendirici tedbirler içermekteydi.

        Sanayinin teşvik gördüğü bu devrede, dünya ekonomik bunalımı (1929-1932) yılları sanayileşme hareketini yavaşlatmıştı. Bir tarım ülkesi olan Türkiye, bunalımdan daha az zarar görmüş olmakla beraber dışa sattığı hammadde fiyatlarındaki düşme, üreticinin korunmasını gerekli kılmış ve devlet sanayide olduğu kadar tarım alanında da koruyucu tedbirler almak zorunda kalmıştır. İşte 1929-1939 arasındaki dönem, "Türk mucizesi"nin gerçekleştiği dönem olmuştur. Bu yıllarda dünya ekonomisi büyük bir buhran içine sürüklenirken Türkiye ekonomisi dışa kapanmış devlet eliyle bir millî sanayileşmeyi başarmıştır.


        22 Aralık 1925'te Temeli Atılan ve 26 Kasım 1926'da İşletmeye açılan Alpullu Şeker Fabrikası


        Temeli 20 Mayıs 1934'te Başbakan İnönü Tarafından Atılan ve 16 Eylül 1935'te İşletmeye Açılan Kayseri Bez Fabrikası

      • Dış Ticaret Ve Para Politikası

        Türkiye, Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra yabancı sermayesine karşı olmadığını açıkça ifade etmiştir. Ancak Hükümet Avrupa'nın sanayileşmiş devletlerinin yapacağı yardımın tek yanlı ve pek kuşkulu nitelikte bir yardım olacağından endişe ediyordu. Bu endişenin nedeni o güne kadar yabancı sermayenin Türkiye'deki faaliyetlerinin yanlışlığıydı. Bunun yanı sıra Osmanlı borçları konusunda alacaklıların davranışları da önemliydi. Nihayet borçlar meselesi 23 Haziran 1928'de halledilmiş ve ödenmesine başlanmıştı. Alacaklıların başında Fransa, İngiltere ve Hollanda geliyordu. Bu dönemde makineleşme konusunda Sovyetlerden, demiryolu yapımı konusunda ise Almanya'dan faydalanılmıştır.

        Mali politikada denk bütçe ve düzgün ödeme ilkelerini benimsemiş olan hükümet para politikasına da sağlam para politikasını benimsemiştir. ATATÜRK'ün; "Maliyemiz milli paranın istikrarını muhafaza prensiplerini tam bir sadakat ve muvaffakiyetle takip ve tatbik etmektedir" yolundaki sözleri bunun açık ifadesidir.

    • Kaynaklar
      • AFETİNAN, Ayşe; ATATÜRK ve Türk Kadın Haklarının Kazanılması, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1968.
      • AFETİNAN, Ayşe; Medeni Bilgiler ve M.K. ATATÜRK'ün El Yazıları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1969.
      • AHMAD, Feroz; Modern Türkiye'nin Oluşumu, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2007.
      • AKŞİN, Sina; Ana Çizgileriyle Türkiye'nin Yakın Tarihi 1789-1980, İmaj Yayıncılık, Ankara, 2001.
      • ATATÜRK, Kemal; Nutuk 1919-1927, Hazırlayan: Prof.Dr. Zeynep KORKMAZ, ATATÜRK Araştırma Merkezi, Ankara, 2005.
      • ATATÜRK'ün Söylev ve Demeçleri (Bugünkü Dille); ATATÜRK Araştırma Merkezi, Ankara, 2006.
      • ATATÜRK'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri (Bugünkü Dille); ATATÜRK Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2006.
      • ATATÜRKçülük (Birinci Kitap); Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1983.
      • ATAY Falih Rıfkı; Çankaya; ATATÜRK'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, İstanbul, 1969.
      • AYBARS, Ergün; ATATÜRK Çağdaşlaşma ve Laik Demokrasi, İleri Kitabevi, Yayınları, İzmir, 1994.
      • AYDEMİR, Şevket Süreyya; Tek Adam: Mustafa Kemal, Üçüncü Cilt (1922-1938), İstanbul, 1998.
      • Başlangıçtan Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Editör: Prof.Dr.Temuçin Faik ERTAN, Siyasal Kitapevi, Ankara, 2011.
      • BAYDAR, Mustafa; ATATÜRK ve Devrimlerimiz, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 1973.
      • BAYUR, Hikmet; Türkiye Devletinin Dış Siyasası, İ.Ü. Yayınları: 59, İstanbul, 1938.
      • BOZKURT, Gülnihal; Batı Hukukunun Türkiye'de Benimsenmesi-Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne Resepsiyon Süreci, TTK Yayınları, Ankara, 1996.
      • ÇAYCI, Abdurrahman ; Gazi Mustafa Kemal: Millî Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma Önderi (Hayatı ve Eseri), ATATÜRK Araştırma Merkezi, Ankara, 2002.
      • EROĞLU, Hamza; ATATÜRK'ün Hayatı, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını, Ankara, 1986.
      • EROĞLU, Hamza; Türk Devrim Tarihi, A.İ.T.İ.A., Sosyal Faaliyetler ve Geliştirme Derneği Yayını, Ankara, 1972.
      • GİRİTLİ, İsmet; ATATÜRK İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları, Filiz Kitabevi, İstanbul 1983.
      • GOLOĞLU, Mahmut ; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1923, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007.
      • GÜLER, Ali -AKGÜL,Suat; ATATÜRK ve Türk İnkılâbı, Ankara, 1998.
      • GÜLER, Ali - AKGÜL, Suat ; ATATÜRK'ün Düşünce Dünyası, 2. Baskı, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 2000.
      • IRMAK, Sadi; ATATÜRK Devrimlerinin Karakteri, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1974.
      • İNÖNÜ, İsmet; Hatıralar, 2. Kitap, Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., Ankara, 1999.
      • KANSU, Mazhar Müfit; Erzurum'dan Ölümüne Kadar ATATÜRK'le Beraber, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1997.
      • KARAL, Enver Ziya; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1918-1965), Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973.
      • KARAL, Enver Ziya; ATATÜRK'ten Düşünceler, İstanbul, 1981.
      • KİNROSS, Lord; Bir Milletin Yeniden Doğuşu (Çev.Necdet Sander), Altın Kitaplar, İstanbul, 1984.
      • KİLİ, Suna; Türk Devrim Tarihi, İstanbul, 1982.
      • KOCATÜRK, Utkan; ATATÜRK'ün Fikir ve Düşünceleri, ATATÜRK Araştırma Merkezi, Ankara, 2007.
      • KOCATÜRK, Utkan; Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı ATATÜRK Günlüğü, ATATÜRK Araştırma Merkezi, Ankara, 2007.
      • KOÇER, Ali; Türkiye'de Modern Eğitimin Oluşumu ve Gelişimi, Sevinç Matbaası, İstanbul, 1974.
      • LEWIS, Bernard; Modern Türkiye'nin Doğuşu, (Çev.Metin Kıratlı)Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1998.
      • MANGO, Andrew; ATATÜRK, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004.
      • MUMCU, Ahmet ; Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi, A.Ü. Hukuk Fak. Yayını, Ankara, 1971.
      • OKYAR, Ali Fethi; Üç Devirde Bir Adam, Tercüman Yay, İstanbul, 1980.
      • ÖKÇÜN, Gündüz; Türkiye İktisat Kongresi 1923-İzmir, Ankara, 1968.
      • PAMUK, Şevket; 100 Soruda Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1990.
      • SOYAK, Hasan Rıza; ATATÜRK'ten Hatıralar, Cilt II, Yapı ve Kredi Bankası Yayınları, İstanbul, 1973.
      • SELEK, Sabahattin; Anadolu İhtilali, c.I-II, İstanbul 1987.
      • TİMUR, Taner; Türk Devrimi ve Sonrası (1919-1946), Ankara, 1971.
      • TURAN, Şerafettin; ATATÜRK'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1982.
      • TURAN, Şerafettin; Türk Devrim Tarihi: Yeni Türkiye'nin Oluşumu (1923-1938), 3. Kitap (Birinci Bölüm), Ankara, 1995.
      • ÜLKÜTAŞIR, M.Şakir; ATATÜRK ve Harf Devrimi, TDK Yayınları, Ankara, 1973.
      • YALÇIN, Sıtkı-GÖNÜLAL, İsmet; ATATÜRK İnkılabı, Kanunlar, Kararlar, Tamimler, Bildiriler, Belgeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1984.
  • Atatürk'ün Kronolojik Hayatı
    • 1881 - 1904

      1881

      Mustafa Kemal'in Selanik'te doğumu.

      1887

      Mustafa Kemal'in ilk öğrenimine başlaması. (Kısa bir süre mahalle mektebine devam etmiş, daha sonra çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Okuluna geçerek ilkokulu burada bitirmiştir.)

      1893

      Mustafa Kemal'in babası Ali Rıza Efendi'nin ölümü.

      1894

      Mustafa Kemal'in Selanik Askerî Rüştiyesine girmesi. (Şemsi Efendi İlkokulundan sonra bir süre Selanik Mülkiye Rüştiyesine devam etti ise de Kaymak Hafız adlı matematik öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrılmış ve kendi istek ve kararı ile Askerî Rüştiyeye başvurarak öğrenimine burada devam etmiştir.)

      1896

      Mustafa Kemal'in Manastır Askerî İdadisine girmesi.

      1899

      13 Mart 1899 - Mustafa Kemal'in İstanbul'da Harp Okuluna girmesi.

      1902

      10 Şubat 1902 - Mustafa Kemal'in, teğmen rütbesiyle Harp Akademisine girmesi.

      1903

      Mustafa Kemal'in Harp Akademisinin ikinci sınıfına geçmesi ve üsteğmen olması.

    • 1905 - 1918

      1905

      Mustafa Kemal'in kurmay yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisinden mezun olması ve 5'inci Ordu emrine atanması.

      Mustafa Kemal'in Şam'da bazı arkadaşları ile gizli olarak Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kurması.

      1906

      25 Aralık 1906 - Mustafa Kemal'e, Suriye bölgesindeki üstün hizmetlerinden ötürü Beşinci Rütbeden Mecidî nişanı verilmesi.

      1907

      20 Haziran 1907 - Mustafa Kemal'in kolağası (kıdemli yüzbaşı) olması.

      13 Ekim 1907 - Mustafa Kemal'in Şam'dan, merkezi Manastır'da bulunan 3'üncü Ordu Karargâhına atanması. (Bu karargâhın Selanik'teki şubesinde görev yapmıştır.)

      1908

      Mustafa Kemal'in General Litzmann'dan çevirdiği "Takımın Muharebe Talimi" adlı - askerî eğitimle ilgili- kitabın Selanik'te yayımlanması.

      22 Haziran 1908 - Mustafa Kemal'e, 3'üncü Ordu Karargâhındaki görevinin yanı sıra Şark Demiryolu Müfettişliği görevinin de verilmesi.

      23 Temmuz 1908 - İkinci Meşrutiyet'in ilanı.

      17 Aralık 1908 - İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, İstanbul'da Meclis-i Mebusanın toplanması.

      1909

      13 Ocak 1909 - Mustafa Kemal'in 3'üncü Ordu Selanik 2'nci Redif Tümeni Kurmay Başkanlığına getirilmesi.

      13 Nisan 1909 - İstanbul'da İkinci Meşrutiyet'e karşı -avcı taburlarının ayaklanmasıyla- büyük isyan çıkması (31 Mart İsyanı).

      15/16 Nisan 1909 - Mustafa Kemal'in Hareket Ordusu ile beraber -bu ordunun Kurmay Başkanı olarak- Selanik'ten İstanbul'a hareketi.

      Mayıs 1909 - Mustafa Kemal'in İstanbul'dan Selanik'e dönmesi.

      30 Ağustos 1909 - Mustafa Kemal'in Cumalı Ordugâhındaki askerî manevraya katılması.

      22 Eylül 1909 - Selanik'te "İttihat ve Terakki Cemiyeti Büyük Kongresi"nin toplanması. (Mustafa Kemal, bu kongrede bir konuşma yaparak ordunun siyasetten çekilmesi gereğini savunmuştur.)

      5 Kasım 1909 - Mustafa Kemal'in Selanik 2'nci Redif tümeni Kurmay Başkanlığından tekrar 3'üncü Ordu Karargâhına atanması.

      Mustafa Kemal'in "Cumalı Ordugâhı" adlı kitabının Selanik'te yayımlanması. (Bu küçük kitap, 30 Ağustos - 8 Eylül 1909 arasında Cumalı Ordugâhında yapılan askerî manevra esnasında tutulan not ve krokilerden oluşmuştur.)

      1910

      6 Eylül 1910 - Mustafa Kemal'in Üçüncü Ordu Subay Talimgâhı Komutanlığına atanması.

      Eylül 1910 - Mustafa Kemal'in orduyu temsilen, Picardie Manevralarını izlemek amacıyla Fransa'ya gönderilmesi.

      Kasım 1910 - Mustafa Kemal'in Üçüncü Ordu Subay Talimgâhı Komutanlığından tekrar Üçüncü Ordu Karargâhına atanması.

      1911

      Ocak 1911 - Mustafa Kemal'in, Selanik'te bulunan 38'inci Piyade Alayında görevlendirilmesi.

      19 Nisan 1911 - Mustafa Kemal'in, 5'inci Kolordunun Selanik-Kılkış arasında yaptığı manevralara katılması. (Manevra, 20 Nisan 1911 akşamı sona ermiştir.)

      Eylül 1911 - Mustafa Kemal'in, İstanbul'da Genelkurmay 1'inci Şubeye atanması.

      29 Eylül 1911 - İtalyanların Trablusgarp'ta Osmanlı Devleti'ne harp ilanı.

      15 Ekim 1911 - Mustafa Kemal'in, Trablusgarp'a gönüllü gitmek üzere gizlice arkadaşlarıyla beraber İstanbul'dan ayrılması.

      27 Kasım 1911 - Mustafa Kemal'in binbaşılığa terfi etmesi.

      19 Aralık 1911 - Mustafa Kemal'in, Tobruk Bölgesi Komutanlığı görevini yürüten Ethem Paşa'nın yerine Tobruk Bölgesi Komutanlığına getirilmesi.

      30 Aralık 1911 - Mustafa Kemal'in Derne'ye gelmesi ve Derne Doğu Kolu Komutanlığını üzerine alması.

      Mustafa Kemal'in, "Tâbiye Tatbikat Seyahatı" adlı kitabının Selanik'te yayımlanması. (Bu küçük kitap, 5'inci Kolordunun 19-20 Nisan 1911 günleri yaptığı ve Mustafa Kemal'in de katıldığı bir askeri tatbikatın not ve krokilerinden oluşmuştur.)

      1912

      Mart 1912 - Mustafa Kemal'in Derne Komutanlığına atanması.

      24 Ekim 1912 - Mustafa Kemal'in Derne'den İstanbul'a hareketi.

      Ekim 1912 - Balkan Harbi'nin başlaması.

      Kasım 1912 - Mustafa Kemal'in, Gelibolu'da bulunan Bahr-i Sefîd (Çanakkale) Boğazı Kuva-yı Mürettebe Komutanlığına atanması.

      1913

      Mart 1913- Edirne'nin Bulgarların eline geçmesi.

      30 Mayıs 1913 - Osmanlı Devleti'nin Balkan devletleri ile Londra Barış Antlaşması'nı imzalaması. (Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti Midye - Enez hattını sınır olarak kabul etmiş, Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmıştır.)

      Temmuz 1913 - Edirne'nin Bulgarlardan geri alınması.

      29 Eylül 1913 - Osmanlı Devleti'nin Balkan Savaşı sonunda Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması'nı imzalaması.

      27 Ekim 1913 - Mustafa Kemal'in Sofya Ataşe Militerliğine atanması.

      20 Kasım 1913 - Mustafa Kemal'in Sofya'ya gelmesi ve ataşe militerlik görevine başlaması.

      1914

      11 Ocak 1914 - Mustafa Kemal'e, Sofya Ataşe Militerliğine ilâveten Bükreş, Belgrad ve Çetine Ataşe Militerliklerini de yürütme görevi verilmesi.

      1 Mart 1914 - Mustafa Kemal'in yarbaylığa terfi etmesi.

      1 Ağustos 1914 - Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması.

      29 Ekim 1914 - Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesi.

      1915

      20 Ocak 1915 - Mustafa Kemal'in, 3'üncü Kolorduya bağlı olarak Tekirdağ'da teşkil edilecek 19'uncu Tümen Komutanlığına atanması.

      2 Şubat 1915 - Mustafa Kemal'in Tekirdağ'a gelişi ve 19'uncu Tümeni kurma çalışmalarına başlaması.

      25 Şubat 1915 - Tekirdağ'daki 19'uncu Tümen Komutanlığının Maydos (Eceabat)'a nakli ve Mustafa Kemal'in 19'uncu Tümen Komutanlığı üzerinde olmak üzere Maydos Bölgesi Komutanı olarak görevini sürdürmesi.

      18 Mart 1915 - Çanakkale Boğazı'nı geçmeye teşebbüs eden İngiliz ve Fransız donanmalarının, ağır zayiat vererek bu teşebbüslerinde başarısız oluşu.

      24 Mart 1915 - Çanakkale cephesinin önem kazanması üzerine, Gelibolu'da 5'inci Ordunun kurulması kararı ve komutanlığına Alman Generali Mareşal Liman von Sanders'in atanması. (Liman von Sanders 26 Mart 1915 günü komutayı ele almak üzere Gelibolu'ya gelmiştir.)

      Nisan 1915 - Mustafa Kemal'in komutasındaki 19'uncu Tümenin, 5'inci Ordunun genel ihtiyatını oluşturmak üzere Bigalı'ya gönderilmesi.

      25 Nisan 1915 - Çanakkale'de İngilizlerin, Fransız kuvvetleri ve ANZAC Kolordusu ile beraber Arıburnu, Seddülbahir ve Kumkale sahillerinden çıkarma hareketine başlaması; Bu kuvvetlerin, Bigali'den harekete geçen Mustafa Kemal komutasındaki 19'uncu Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edilmesi.

      1 Haziran 1915 - Mustafa Kemal'in albaylığa terfi etmesi.

      15 Temmuz 1915 - Mustafa Kemal'e Harp Madalyası verilmesi.

      8 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal'in -5'inci Ordu Komutanı General Liman von Sanders'in emri ile- Anafartalar Grubu Komutanlığına getirilmesi.

      9 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal komutasındaki kuvvetlerin, Anafartalar bölgesinde İngilizlere taarruzu; düşmanın, tepelerden tekrar çıkarma yaptığı kıyılara itilmesi.

      10 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal komutasındaki kuvvetlerin, Conkbayırı'nda İngilizlere taarruzu ve bu taarruzun başarı ile sonuçlanması. (Bu muharebe esnasında, Mustafa Kemal'in kalbini hedef alan bir şarapnel parçasının, göğüs cebindeki saati parçalayarak geri dönmesi sonucu, kendisi mutlak bir ölümden kurtulmuştur.)

      1 Eylül 1915 - Mustafa Kemal'e, Anafartalar Grubu Komutanlığındaki üstün başarıları sebebiyle "Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası" verilmesi.

      19/20 Aralık 1915 - İngilizlerin, işgal ettikleri siperleri boşaltarak gece Anafartalar - Arıburnu bölgesinden gizli olarak çekilmeleri.

      1916

      17 Ocak 1916 - Mustafa Kemal'e, "Anafartalar Grubu Komutanlığı" dönemindeki üstün başarıları sebebiyle "Muharebe Altın Liyakat Madalyası" verilmesi.

      27 Ocak 1916 - Mustafa Kemal'in, karargâhı Edirne'de bulunan 16'ncı Kolordu Komutanlığına atanması.

      10 Mart 1916 - Mustafa Kemal'in komuta ettiği 16'ncı Kolordu Karargâhının Başkomutanlık Vekâletince Diyarbakır'a nakledilme kararı.

      11 Mart 1916 - Mustafa Kemal'in, -16'ncı Kolordu Karargâhının Edirne'den Diyarbakır'a kaydırılması kararı üzerine- Edirne'den İstanbul'a gelmesi.

      15 veya 16 Mart 1916 - Mustafa Kemal'in, Diyarbakır'daki görevine gitmek üzere İstanbul'dan ayrılması.

      26 veya 27 Mart 1916 - Mustafa Kemal'in Diyarbakır'a gelerek 16'ncı Kolordunun komutasını üzerine alması.

      1 Nisan 1916 - Mustafa Kemal'in mirlivalığa (tümgeneralliğe) terfi etmesi.

      15 Haziran 1916 - Mustafa Kemal'in komuta ettiği 16'ncı Kolordu Karargâhının Diyarbakır'dan Silvan'a nakledilmesi.

      16 Haziran 1916 - Mustafa Kemal'in Diyarbakır'dan Silvan'a gelmesi.

      2-3 Ağustos 1916 - Mustafa Kemal komutasındaki kuvvetlerin Bitlis ve Muş yönünde taarruza geçmesi.

      7 Ağustos 1916 - Mustafa Kemal komutasındaki kuvvetlerin Muş'u düşman işgalinden kurtarması.

      8 Ağustos 1916 - Mustafa Kemal komutasındaki kuvvetlerin Bitlis'i düşman işgalinden kurtarması.

      12 Aralık 1916 - Mustafa Kemal'in -Ahmet İzzet Paşa'nın izinli olarak bir süre İstanbul'a gitmesi üzerine - 2'nci Ordu Komutan Vekilliğine atanması. Mustafa Kemal'e Muş ve Bitlis cephelerindeki başarıları sebebiyle "İkinci Rütbe'den Mecidî Nişanı" verilmesi.

      16 Aralık 1916 - Mustafa Kemal'in, Sekerat (Diyarbakır'ın Palu kazasına bağlı bir bucak merkezi)'ta 2'inci Ordu Karargâhına gelerek komutan vekilliği görevini üzerine alması.

      1917

      14 veya 17 Şubat 1917 - Mustafa Kemal'in Hicaz Kuvve-i Seferiye Komutanlığına atanması.

      21 Şubat 1917 - Mustafa Kemal'in Şam'a gitmek üzere Diyarbakır'dan ayrılması.

      26 Şubat 1917 - Mustafa Kemal'in Şam'a gelmesi.

      5 Mart 1917 - Mustafa Kemal'in -Hicaz Kuvve-i Seferiye Komutanlığının kaldırılması üzerine- 2'nci Ordu Komutanlığına atanması.

      12 Mart 1917 - Mustafa Kemal'in 2'nci Ordu Komutanı olarak Şam'dan Diyarbakır'a dönmesi.

      5 Temmuz 1917 - Mustafa Kemal'in, Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına bağlı 7'nci Ordu Komutanlığına atanması.

      10 Temmuz 1917 - Mustafa Kemal'in -7'nci Ordu Karargâhını oluşturmak üzere Enver Paşa tarafından çağırılması üzerine- Diyarbakır'dan İstanbul'a hareketi.

      16 Temmuz 1917 - Mustafa Kemal'in Diyarbakır'dan İstanbul'a gelmesi.

      15 Ağustos 1917 - Mustafa Kemal'in 7'nci Ordu Komutanlığı görevine başlamak üzere İstanbul'dan Halep'e hareketi. (7'nci Ordu Karargâhı Halep'in Aziziye mevkiinde idi.)

      20 Eylül 1917 - Mustafa Kemal'in, Halep'ten -İstanbul'da bulunan- Bahriye Nazırı ve 4'üncü Ordu Komutanı Cemal Paşa'ya, Sina Cephesi hakkındaki düşünce ve önerilerini bildiren geniş raporu.

      6 Ekim 1917 - Mustafa Kemal'in -Yıldırım Orduları Komutanı Mareşal Falkenhein'le anlaşmazlık sonucu- 7'nci Ordu Komutanlığından istifa etmesi.

      9 Ekim 1917 - Mustafa Kemal'in tekrar Diyarbakır'da bulunan 2'nci Ordu Komutanlığına atanması. (Mustafa Kemal, bu atamayı kabul etmediğinden işlem yürürlülük kazanmamış, kendisi 2'nci Ordu Komutanı sıfatıyla izinli sayılarak Halep'ten İstanbul'a gelmiştir.)

      15 Ekim 1917 - Mustafa Kemal'in, Halep'ten İstanbul'a dönmesi. (Bazı kaynaklarda Mustafa Kemal'in İstanbul'a dönmesi ekim ortası veya ekim sonu olarak gösterilmektedir.)

      7 Kasım 1917 - Mustafa Kemal'in, İstanbul'da Genel Karargâhta görevlendirilmesi.

      15 Aralık 1917 - Mustafa Kemal'in, Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde Almanya'ya gitmek üzere İstanbul'dan ayrılması.

      16 Aralık 1917 - Mustafa Kemal'e, o güne kadarki üstün başarıları sebebiyle "Birinci Rütbe'den Kılıçlı Mecidî Nişanı" verilmesi.

      1918

      4 Ocak 1918 - Mustafa Kemal'in Almanya seyahatinden İstanbul'a dönmesi.

      19 Şubat 1918 - Mustafa Kemal'e, Alman İmparatoru tarafından "Birinci Rütbeden Kılıçlı Cordon de Prusse Nişanı" verilmesi.

      Mayıs 1918 - Mustafa Kemal'in, böbrek rahatsızlığı sebebiyle tedavi için İstanbul'dan Viyana'ya hareketi. (Viyana ve Karlsbad'da 2 ay kadar tedavi görmüştür.)

      2 Ağustos 1918 - Mustafa Kemal'in Viyana'dan İstanbul'a dönmesi. (Bu tarih bazı kaynaklarda 4 Ağustos 1918 olarak gösterilmiştir.)

      7 Ağustos 1918 - Mustafa Kemal'in, Mareşal Falkenhein'ın yerine Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na getirilmiş olan Mareşal Liman von Sanders'in emrindeki 7'nci Orduya tekrar komutan olarak atanması.

      1 Eylül 1918 - Mustafa Kemal'in, Nablus'taki 7'nci Ordu Karargâhına gelerek komutayı ele alması.

      19 Eylül 1918 - İngiliz birliklerinin Filistin Cephesi'nde genel taarruza başlaması.

      20 Eylül 1918 - Mustafa Kemal'in gelişen İngiliz taarruzu karşısında 7'nci Orduyu Şeria Nehri'nin doğusuna alma kararı. (19 Eylül tarihli İngiliz taarruzu karşısında 8'inci Ordu cephesinin yarılması üzerine 4'üncü ve 7'nci Ordular da düşman tarafından çevrilme tehlikesinde kalmışlardı. Mustafa Kemal bu durumda, uygun koşullar altında muharebeye devam etmek için 20 Eylül'de birliklerine Şeria Nehri'nin doğusuna çekilme emrini vermiştir. Bu karar üzerine, 7'nci Ordu birlikleri düzenini ve savaş gücünü bozmadan Rayak'a, oradan da Halep'e çekilmiştir.)

      22 Eylül 1918 - Mustafa Kemal'e olağanüstü hizmetleri ve ordusunu imhadan kurtardığı için fahri yaverlik unvanı verilmesi. (Bu tarih, bazı kaynaklarda 21 Eylül, bazı kaynaklarda ise 23 Eylül olarak belirtilmiştir.)

      26 Ekim 1918 - İngilizlerin Halep'e girmesi. Mustafa Kemal komutasındaki 7'nci Ordu birliklerinin İngiliz taarruzlarını Halep'in kuzeyinde durdurması ve düşmanın bu hattı geçmesine imkân verilmemesi.

      30 Ekim 1918 - Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanması.

      31 Ekim 1918 - Mareşal Liman von Sanders'in, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını Mustafa Kemal'e devretmesi.

      Kasım 1918 - Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı ile 7'nci Ordu Karargâhının kaldırılması ve Mustafa Kemal'in Harbiye Nezareti emrine verilmesi.

      10/11 Kasım 1918 - Mustafa Kemal'in Adana'dan trenle İstanbul'a hareketi.

      13 Kasım 1918 - Mustafa Kemal'in Adana'dan İstanbul'a gelmesi.

      Aralık 1918: Mustafa Kemal'in -1914 yılında yazdığı- "Zabit ve Kumandan İle Hasbihâl" adlı eserinin İstanbul'da yayımlanması.

    • 1919 - 1922

      1919

      30 Nisan 1919 - Mustafa Kemal'in 9'uncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atanması.

      15 Mayıs 1919 - Yunanların İzmir'e çıkması.

      16 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçmek üzere Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrılması.

      19 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal'in sabah Samsun'a çıkışı.

      22 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal'in Samsun'dan Sadarete raporu: ".... Millet birlik olup hâkimiyet esasını, Türklük duygusunu hedef kabul etmiştir."

      25 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal'in Samsun'dan Havza'ya gelmesi.

      11 veya 12 Haziran 1919 - Mustafa Kemal'in Havza'dan Amasya'ya gelmesi.

      21 Haziran 1919 - Mustafa Kemal'in, İstanbul'da bulunan bazı tanınmış kimselere Amasya'dan mektup göndererek onları Millî Mücadele'ye davet etmesi.

      22 Haziran 1919 - Mustafa Kemal'in Amasya'dan Anadolu'da mülkî ve askerî makamlara genelgesi: "Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. ..."

      3 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal'in Erzurum'a gelmesi, halk ve asker tarafından sevgi gösterileriyle karşılanması.

      8/9 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal'in Harbiye Nezaretine ve Padişaha resmî vazifesiyle beraber askerlik mesleğinden istifa ettiğini bildiren telgrafı.

      9 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal'in orduya, vilayetlere ve millete resmî göreviyle beraber askerlik mesleğinden istifa ettiğini bildiren genelgesi: "... Bundan sonra mukaddes millî gayemiz için her türlü fedakârlıkla çalışmak üzere sine-i millette bir ferd-i mücahit suretiyle bulunmakta olduğumu arz ve ilan ederim."

      14 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal'in askerlikten istifası ve Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetinin Erzurum Şubesinin başına geçmesinin Erzurum'da yayımlanan Albayrak Gazetesi'nde halka ilanı: "... Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin istifanamesi bir azim ve iman vesikasıdır. Millette, henüz eski kanın sönmemiş olduğunu gösterir muazzam delildir. Anafartalar'da, millî şerefi, tarihin bugünkü nesilden beklemekte olduğu mukaddes vazifeyi yükselten ve yücelten bu muhterem komutanı bugün de Millî Mücadele'nin başında görmek mutlu bir görüntüdür."

      23 Temmuz 1919 - Erzurum Kongresi'nin açılması ve Mustafa Kemal'in Kongre'ye Başkan seçilmesi.

      7 Ağustos 1919 - Erzurum Kongresi'nin Mustafa Kemal'in kısa bir konuşmasıyla son bulması: "Milletimizin kurtuluş ümidi ile çırpındığı en heyecanlı bir zamanda fedakâr muhterem heyetiniz her türlü eziyetlere katlanarak burada, Erzurum'da toplandı. Hassas ve soylu bir ruh ve pek sağlam bir iman ile vatan ve milletimizin kurtuluşuna ait esaslı kararlar aldı. Bilhassa bütün cihana karşı milletimizin mevcudiyetini ve birliğini gösterdi. Tarih bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir." Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi tarafından Heyet-i Temsiliye Reisliği'ne seçilmesi.

      9 Ağustos 1919 - Mustafa Kemal'in askerlik mesleğinden çıkarılmasına, sahip olduğu madalya ve nişanların geri alınmasına ve fahri yaverlik unvanının kaldırılmasına dair irade-i seniye çıkması.

      2 Eylül 1919 - Mustafa Kemal'in Sivas'a gelmesi, candan gösterilerle karşılanması.

      4 Eylül 1919 - Sivas Kongresi'nin açılması ve Mustafa Kemal'in Sivas Kongresi başkanlığına seçilmesi.

      11 Eylül 1919 - Sivas Kongresi'nin son bulması. "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" teşkil edildiğine dair yazının Mustafa Kemal imzası ile Sivas vilayetine verilmesi.

      7 Ekim 1919 - Mustafa Kemal'in Heyet-i Temsiliye adına millete beyannamesi: "En ağır tarihî şartlar altında bile millî vakarından ve herkesin hukukuna saygı göstermedeki mazisinden gelen hasletlerinden zerre kadar ayrılmamış olan milletimizin bundan sonra da aynı tarz ve harekette sabit kalacağından ve bu suretle bu mübarek topraklara sahip olmaktaki uygarlık yeteneğini bütün cihana onaylatacağından şüphe yoktur."

      18 Ekim 1919 - Mustafa Kemal'in Sivas'tan Amasya'ya gelmesi.

      20 Ekim 1919 - Mustafa Kemal'in, Amasya'da beraberinde Rauf ve Bekir Sami Beyler olmak üzere İstanbul Hükûmetinin Bahriye Nazırı Salih Paşa ile görüşmelere başlaması (Amasya Mülakatı).

      22 Ekim 1919 - Amasya Görüşmeleri (Amasya Mülakatı)'nin sona ermesi.

      7 Kasım 1919 - Mustafa Kemal'in İstanbul'da yeniden toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclis-i Mebusanı için yapılan seçimlerde Erzurum milletvekilliğine seçilmesi.

      27 Aralık 1919 - Mustafa Kemal'in Ankara'ya gelmesi ve büyük törenle karşılanması. (Mustafa Kemal, şehre girdikten sonra vali odasında bir müddet istirahat ederek çay içmiş, daha sonra 20'nci Kolorduyu ziyaret etmiş, buradan da kendisine ve arkadaşlarına ayrılan Ziraat Mektebine gelmiştir.) Mustafa Kemal'in bütün teşkilata, "Ankara'ya geldiğini ve Heyet-i Temsiliye Merkezinin Ankara olduğunu" bildiren telgrafı.

      1920

      12 Ocak 1920 - İstanbul'da son "Osmanlı Meclis-i Mebusanı"nın açılması. (İstanbul'un işgali üzerine Meclis, 18 Mart 1920 günü son toplantısını yaparak çalışmalarına ara verme kararı almış, 11 Nisan 1920'de de Padişah iradesiyle kapatılmıştır.)

      28 Ocak 1920 - Osmanlı Meclis-i Mebusanının gizli toplantısında Misakımillî'nin kabulü.

      17 Şubat 1920 - Osmanlı Meclis-i Mebusanında Misakımillî'nin yabancı parlamentolara ve basına bildirilme kararı.

      16 Mart 1920 - İtilaf devletleri tarafından 13 Kasım 1918'de fiili işgale uğrayan İstanbul'un resmen işgali. Mustafa Kemal'in İstanbul'un işgali nedeniyle millete beyannamesi: ".... Bugün, İstanbul'u zorla işgal etmek suretiyle Osmanlı Devleti'nin yedi yüz senelik hayat ve egemenliğine son verildi. Yani bugün Türk milleti, medenî kabiliyetinin, yaşama ve bağımsızlık hakkının ve bütün geleceğinin savunmasına davet edildi."

      19 Mart 1920 - Mustafa Kemal'in Ankara'da bir meclis toplanması yolunda acele seçim yapılması için vilayetlere, mutasarrıflıklara ve kolordu komutanlarına genelgesi: "Ankara'da olağanüstü yetkiye sahip bir meclis, millet işlerini yönetmek ve denetlemek üzere toplanacaktır!"

      23 Nisan 1920 - Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması.

      24 Nisan 1920 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçilmesi ve teşekkür konuşması: "... Gerek askerî gerekse siyasî hayatımın bütün dönemlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın muhtaç olduğu amaçlara yürümek olmuştur. ..."

      11 Mayıs 1920 - Mustafa Kemal'in İstanbul'da divanıharp tarafından idama mahkûm edilmesi.

      24 Mayıs 1920 - Mustafa Kemal hakkında 11 Mayıs 1920 tarihli idam kararının Padişah Vahdettin tarafından onaylanması.

      22 Haziran 1920 - Yunanların Milne hattından genel taarruza geçmeleri.

      8 Temmuz 1920 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşması: "... Memleketimizin ellide biri değil bütünü tahrip edilse, bütünü ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız!..."

      10 Ağustos 1920 - İstanbul Hükûmeti ile İtilaf devletleri arasında "Sevr Antlaşması"nın imzalanması.

      13 Eylül 1920 - Mustafa Kemal'in "Halkçılık Programı" adı altında bir broşür yayımlaması, bu broşürün Türkiye Büyük Millet Meclisine takdimi ve üyelere dağıtılması.

      2/3 Aralık 1920 - Ermenilerle Gümrü Antlaşması'nın imzalanması.

      5 Aralık 1920 - Mustafa Kemal'in Bilecik'e gelmesi, burada Dahiliye Nazırı Ahmet İzzet Paşa başkanlığındaki İstanbul Heyeti ile görüşmesi ve heyetin İstanbul'a dönmesine müsaade etmeyeceğini, beraber Ankara'ya gidileceğini bildirmesi (Bilecik Mülakatı).

      1921

      10 Ocak 1921 - Birinci İnönü Zaferi.

      11 Ocak 1921 - Mustafa Kemal'in, Birinci İnönü Zaferi münasebetiyle Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Bey'e tebrik telgrafı: "... Bu muvaffakiyetin mukaddes topraklarımızı düşman istilasından tamamen kurtaracak olan kesin zafere bir hayırlı başlangıç olmasını Allah'tan diler ve bu kutlamanın tüm Batı Ordusu er ve subaylarına iletilmesini rica ederim."

      20 Ocak 1921 - İlk Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa)'nun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulü.

      1 Mart 1921 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin birinci devre ikinci toplantı yılını açış konuşması: "... Bugün anlaşılmıştır ki Sevr Anlaşması hükümleri Türkiye'ye zorla uygulanamaz. ..."

      16 Mart 1921 - Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında Moskova Antlaşması'nın imzalanması.

      1 Nisan 1921 - İkinci İnönü Zaferi. Mustafa Kemal'in, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya cevap telgrafı: "... Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin ters talihini de yendiniz. İstila altındaki bedbaht topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en uzak köşelerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istila hırsı, azim ve hamiyetinizin yalçın kayalarına çarparak hurdahaş oldu."

      10 Mayıs l921 - Türkiye Büyük Millet Meclisinde "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu"nun kurulması.

      11 Mayıs 1921 - Mustafa Kemal'in, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu" genel heyet toplantısında grup başkanlığına seçilmesi.

      16 Temmuz 1921 - Mustafa Kemal'in, Ankara'da toplanan ve 21 Temmuz 1921'e kadar çalışmalarına devam eden Maarif Kongresi'ni açış konuşması: "... Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çelişen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve millî düşünceleri, tam bir imanla her karşı fikre karşı şiddetle ve fedakârâne savunma gereği telkin edilmelidir."

      18 Temmuz 1921 - Mustafa Kemal'in Ankara'dan, Karacahisar'daki Batı Cephesi Karargâhına gelmesi. Mustafa Kemal'in, Batı Cephesi Karargâhında İsmet Paşa'ya direktifi: "Orduyu, Eskişehir'in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra düşman ordusuyla araya büyük bir mesafe koymak lazımdır ki, ordunun düzenlenmesi ve takviyesi mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya doğusuna kadar çekilmek uygundur."

      25 Temmuz 1921 - Batı Cephesi'nde Türk ordusunun Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmesi.

      5 Ağustos 1921 - Mustafa Kemal'e, geniş yetkilerle ve üç ay süre ile Başkomutanlık yetkisi veren Kanun'un Büyük Millet Meclisinde kabulü. Mustafa Kemal'in başkomutan olmasından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşması: "... Milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, Allah'ın yardımıyla ne olursa olsun mağlup edeceğimize dair olan güven ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu kesin inancımı yüksek heyetinize karşı, bütün millete karşı ve bütün âleme karşı ilân ederim."

      7-8 Ağustos 1921 - Mustafa Kemal'in Tekâlif-i Milliye emirlerini yayımlaması.

      23 Ağustos 1921 - Yunan ordusunun taarruzu ve Sakarya Meydan Muharebesi'nin başlaması. (22 gün 22 gece devam etmiştir.)

      26 Ağustos 1921 - Başkomutan Mustafa Kemal'in birliklere emri: "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz!"

      13 Eylül 1921 - Sakarya Meydan Muharebesi'nin zaferle sonuçlanması.

      19 Eylül 1921 - Mustafa Kemal'e Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kanunla "mareşal" rütbesi ve "gazi" unvanı verilmesi.

      13 Ekim 1921 - Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Kafkas Cumhuriyetleri (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan) arasında Kars Antlaşması'nın imzalanması.

      20 Ekim 1921 - Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Fransa Hükûmeti arasında Ankara Antlaşması'nın imzalanması.

      31 Ekim 1921 - Mustafa Kemal'in Başkomutanlık süresinin 5 Kasım 1921'den itibaren 3 ay daha uzatılmasına dair Kanun'un Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulü.

      5 Kasım 1921 - Mustafa Kemal'in Başkomutanlık süresinin üç ay uzatılması.

      1922

      14 Ocak 1922 - Mustafa Kemal'in başkanlığında, Meclis İkinci Reisi ve Maliye ve Millî Müdafaa Vekilleriyle, Genelkurmay Başkanı ve Millî Müdafaa ve Maliye Encümenleri reislerinden oluşmak üzere "Harp Encümeni" kurulması.

      4 Şubat 1922 - Mustafa Kemal'in Başkomutanlık süresinin 5 Şubat 1922 tarihinden itibaren ikinci defa üç ay uzatılmasına dair Kanun'un Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulü.

      1 Mart 1922 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin birinci devre üçüncü toplantı yılını açış konuşması: "... Efendiler! Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, Türkiye ve Türkiye halkının devamını ve bağımsızlığını temine çalışıyor. Çünkü Türkiye'nin asıl sahibi, meşru ve gerçek sahibi olan Türkiye halkının kesin arzu ve iradesi bu yoldadır..."

      6 Mayıs 1922 - Mustafa Kemal'in Başkomutanlık süresinin üçüncü defa üç ay süre ile uzatılmasına dair Kanun'un Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulü.

      20 Temmuz 1922 - Başkomutanlığın süresiz olarak Mustafa Kemal'in üzerinde kalmasının Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulü.

      26 Ağustos 1922 - Büyük Taarruz'un başlaması.

      30 Ağustos 1922 - Yunan ordusunun tamamen sarılması ve imha edilmesi suretiyle Dumlupınar (Başkomutan) Meydan Muharebesi'nin kazanılması.

      1 Eylül 1922 - Mustafa Kemal'in orduya beyannamesi: "... Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin zihinsel güçlerini ve kahramanlık ve vatanseverlik kaynaklarını yarışırcasına göstermeye devam etmesini isterim. Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!"

      9 Eylül 1922 - Mustafa Kemal'in İzmir'in alınması haberi üzerine ordulara mesajı: "İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedâkarlığı hürmet ve takdirle anarım. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin elde edilişinde de aynı istek ve fedakârlığı göstereceklerine güvenim tamdır."

      10 Eylül 1922 - Mustafa Kemal'in İzmir'e gelmesi.

      4 Ekim 1922 - Mustafa Kemal'in 26 Ağustos Taarruzu, 30 Ağustos ve 9 Eylül Zaferleri hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşması: "... Bu Anadolu Zaferi tarih sayfaları arasında, bir millet tarafından tamamen benimsenen bir fikrin ne kadar güçlü ve ne zinde bir kuvvet olduğunun en güzel misali olarak kalacaktır."

      11 Ekim 1922 - Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın imzalanması.

      1 Kasım 1922 - Hilafet ve Saltanat'ın birbirinden ayrılarak Saltanat'ın kaldırılması kararı.

    • 1923 - 1938

      1923

      14 Ocak 1923 - Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'ın İzmir'de vefatı.

      27 Ocak 1923 - Mustafa Kemal'in İzmir'e gelerek annesinin mezarını ziyaret etmesi.

      29 Ocak 1923 - Mustafa Kemal'in İzmir'de Latife (Uşaklıgil) Hanım'la evlenmesi.

      17 Şubat 1923 - Mustafa Kemal'in İzmir'de toplanan Türkiye İktisat Kongresi'ni açış konuşması: "... Siyasi, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner..."

      1 Mart 1923 - Mustafa Kemal'in, Türkiye Büyük Millet Meclisinin birinci devre dördüncü toplantı yılını açış konuşması: "... Bilinmektedir ki izlediğimiz siyaset barışçı bir siyasettir. Memleketimizi hiçbir hak ve adalete dayanmayarak çiğnemek ve çiğnetmek girişimi, muzaffer ordumuzun fedakârane gayretiyle layık olduğu başarısızlığa uğratılmış ve milletimiz, tarihin nadir kaydettiği bir zafer kazanarak sevgili yurdumuzu kurtarmıştır..."

      8 Nisan 1923 - Mustafa Kemal'in, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı olarak milletvekili seçimi münasebetiyle millete, 9 ilkeyi içine alan beyannamesi.

      24 Temmuz 1923 - Lozan Antlaşması'nın imzalanması.

      13 Ağustos 1923 - Mustafa Kemal'in ikinci defa Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçilmesi. Mustafa Kemal'in, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ikinci devre birinci toplantı yılını açış konuşması: "... Memleketimizi bayındır, halkımızı mutlu yapacağız ve refaha kavuşturacağız. Ümidimiz, kararımız ve bilhassa milletimizin ve Yüce Meclisinizin göstereceği birlik ve dayanışma, ilerleme ve uygarlık yolundaki çalışmamızda elbette başarının kefili olacaktır..."

      11 Eylül 1923 - Halk Fırkasının kurulması ve Mustafa Kemal'in Halk Fırkası Genel Başkanlığına seçilmesi.

      13 Ekim 1923 - Ankara'nın başkent olması.

      29 Ekim 1923 - Cumhuriyet'in ilanı ve Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanlığına seçilmesi.

      30 Ekim 1923 - Mustafa Kemal tarafından, kabineyi kurma görevine İsmet Paşa'nın atanması.

      21 Kasım 1923 - Mustafa Kemal'e Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı ile yeşil-kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmesi.

      1924

      1 Mart 1924 - Mustafa Kemal'in, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ikinci devre birinci toplantı yılını açış konuşması: "... İslam dinini, asırlardan beri alışılageldiği şekilde bir siyaset vasıtası mevkisinden uzaklaştırmak ve yüceltmek gereğini görüyoruz. Mukaddes ve ilahî inançlarımızı ve vicdanî değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü menfaat ve ihtirasların ortaya çıkma sahnesi olan siyasetlerden ve siyasetin bütün kısımlarından bir an önce ve kesinlikle kurtarmak, milletin dünya ve ahiret saadetinin emrettiği bir zorunluluktur. Ancak bu suretle İslam dininin yüksekliği belirir."

      3 Mart 1924 - Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin Birliği) Kanunu'nun kabulü. Hilafetin kaldırılmasına ve Osmanlı hanedanının Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çıkarılmasına dair Kanun'un kabulü. Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti'nin kaldırılmasına dair Kanun'un kabulü. (Şeriye ve Evkaf Vekâletinin dinî hizmetlerini yürütmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığı, Erkânıharbiyeiumumiye Vekâletinin yerine Genelkurmay Başkanlığı kurulmuştur.)

      26 Ağustos 1924 - Mustafa Kemal'in direktifiyle, Ankara'da Türkiye İş Bankasının kurulması.

      30 Ağustos 1924 - Mustafa Kemal'in Dumlupınar'da Meçhul Asker Anıtı'nın temelini atması.

      1 Kasım 1924 - Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin ikinci devre ikinci toplantı yılını açış konuşması: "... Hiç şüphe etmemelidir ki, Anadolu ortasında süratle meydana getirilecek yeni ve bayındır bir Ankara, asırlarca ihmal edilen Türk vatanı için başlı başına bir uygarlık merkezi, Türk devleti için pek önemli bir dayanak olacaktır!..."

      17 Kasım 1924 - Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurulması. (1925 yılının Haziran ayının başında, Bakanlar Kurulu kararı ile feshedilmiştir.)

      1925

      17 Şubat 1925 - Aşar'ın kaldırılmasına dair Kanun'un kabulü.

      4 Mart 1925 - Takrir-i Sükûn Kanunu'nun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulü.

      5 Ağustos 1925 - Mustafa Kemal'in, Latife (Uşaklıgil) Hanım'dan ayrılması.

      28 Ağustos 1925 - Mustafa Kemal'in elinde panama şapkası ile İnebolu'da Türk Ocağına gelmesi ve giyim ve şapka hakkında bir konuşma yapması.

      1 Kasım 1925 - Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin ikinci dönem üçüncü toplantı yılını açış konuşması: "... Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlakıyla donanmış basınını yine ancak Cumhuriyet'in kendisi yetiştirir..."

      5 Kasım 1925 - Mustafa Kemal'in, Ankara Hukuk Mektebinin açılış töreninde konuşması: "Cumhuriyetin güç ve dayanağı olacak bu büyük kurumun açılışında hissettiğim mutluluğu hiçbir girişimde duymadım ve bunu göstermek ve ifade etmekle memnunum."

      25 Kasım 1925 - Şapka giyilmesi hakkında Kanun'un kabulü.

      30 Kasım 1925 - Tekke ve zaviyeler ile türbelerin kapatılmasına ve türbedarlıklar ile birtakım unvanların kaldırılmasına dair Kanun'un kabulü.

      26 Aralık 1925 - Milletlerarası saat ve takvim hakkındaki Kanunların kabulü.

      1926

      17 Şubat 1926 - Türk Medeni Kanunu'nun kabulü.

      22 Nisan 1926 - Borçlar Kanunu'nun kabulü.

      29 Mayıs 1926 - Türk Ticaret Kanunu'nun kabulü.

      14/15 Haziran 1926 - Mustafa Kemal'e karşı planlanan suikast girişiminin elebaşılarının İzmir'de tutuklanması.

      18 Haziran 1926 - Mustafa Kemal'in İzmir suikast girişimi hakkında Anadolu Ajansına demeci: "... Alçak girişimin benim şahsımdan ziyade mukaddes Cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelerimize yönelmiş bulunduğuna şüphe yoktur. Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır!"

      1 Kasım 1926 - Mustafa Kemal'in, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ikinci dönem dördüncü toplanma yılını açış konuşması: "... Bu büyük millet, arzu ve istidadının yöneldiği istikametleri görmeye çalışan ve görebilen evladını daima takdir ve himaye etmiştir..."

      1927

      30 Haziran 1927 - Mustafa Kemal'in vermiş olduğu dilekçe üzerine askerlikten emekliye ayrılması hakkında kararname düzenlenmesi.

      1 Temmuz 1927 - Mustafa Kemal'in, Kurtuluş'tan sonra İstanbul'a ilk gelişi ve coşkun şekilde karşılanması.

      15 Ekim 1927 - Cumhuriyet Halk Partisi'nin "II. Büyük Kongresi"nin Ankara'da toplanması ve Mustafa Kemal'in 36 saat 33 dakika süren Büyük Nutku'nu okumaya başlaması.

      20 Ekim 1927 - Mustafa Kemal'in Cumhuriyet Halk Partisi II. Büyük Kongresi'nde okuduğu Büyük Nutku'nu bitirmesi: "... Bugün ulaştığımız netice, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin doğurduğu uyanıklığın ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum. Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti'ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. ... Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

      1 Kasım 1927 - Mustafa Kemal'in ikinci defa Cumhurbaşkanlığına seçilmesi. Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin üçüncü dönem birinci toplanma yılını açış konuşması: "... Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin asırlar süren arayışlarının özü ve onun bizzat kendisini idare etmek şuurunun canlı timsalidir. Türk milleti, mukadderatını Büyük Millet Meclisinin kifayetli ve vatanperver eline bıraktığı günden itibaren karanlıkları sıyırıp kaldırmış ve ümitleri boğan felâketlerden milletin gözlerini kamaştıran güneşler ve zaferler çıkarmıştır..."

      1928

      10 Nisan 1928 - Laiklik ile ilgili önemli Anayasa değişikliklerinin yapılması.

      20 Mayıs 1928 - Milletlerarası rakamların kullanılması hakkında Kanun'un kabulü.

      9/10 Ağustos 1928 - Mustafa Kemal'in, İstanbul Sarayburnu Parkı'nda yeni harfler hakkında konuşması: "... Bizim ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu gereği anlamak mecburiyetindeyiz!..."

      1 Kasım 1928 - Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun'un kabulü. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin üçüncü dönem ikinci toplantı yılını açış konuşması: "... Büyük Millet Meclisinin kararıyla Türk harflerinin kesinlik ve yasallık kazanması, bu memleketin yükselme mücadelesinde başlı başına bir geçit olacaktır..."

      8 Kasım 1928 - Mustafa Kemal'in halka yeni yazıyı öğretmek üzere faaliyete geçecek olan Millet Mekteplerinin Genel Başkanlığını ve Başöğretmenliğini kabul etmesi.

      1929

      1 Ocak 1929 - Yeni harfleri ve bu harflerle yazıyı halka öğretmek üzere Millet Mekteplerinin açılması.

      1 Kasım 1929 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin üçüncü dönem üçüncü toplantı yılını açış konuşması: "... Meclisimizin en büyük eseri olan Türk harfleri, memleketin umumi hayatına tamamen tatbik olunmuştur. İlk müşkülat, milletin ülkü kuvveti ve uygarlığa olan sevgisi sayesinde kolaylıkla yenilmiştir..."

      1930

      3 Nisan 1930 - Türk kadınlarına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyan yeni Belediye Kanunu'nun kabulü.

      12 Ağustos 1930 - Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması. (Parti, 17 Kasım 1930'da kendisini feshetmiştir.)

      1 Kasım 1930 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin üçüncü dönem dördüncü toplantı yılını açış konuşması: "... Geçen senenin önemli olaylarından biri de Sivas'a demiryolunun ulaşmasıdır. Bu kadar müşkülat içinde vatanı bir misli daha genişletmeye ve kuvvetlendirmeye yardımcı olan bu eserin gelecekte Türk milleti tarafından şükranla anılacağına eminim!..."

      23 Aralık 1930 - Menemen'de, Kubilay adlı yedek subay öğretmenin şehit edilmesi.

      1931

      12 Nisan 1931 - Mustafa Kemal'in direktifiyle Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin kurulması. (Daha sonra "Türk Tarih Kurumu" adını almıştır.)

      4 Mayıs 1931 - Mustafa Kemal'in üçüncü defa Cumhurbaşkanlığına seçilmesi.

      10 Mayıs 1931 - Mustafa Kemal'in Ankara'da toplanan Cumhuriyet Halk Partisi Üçüncü Büyük Kongresi'ni açış konuşması: "... Millet için ve milletçe yapılan işlerin hatırası her türlü hatıraların üstünde tutulmazsa millî tarih kavramının kıymetini takdir etmek mümkün olamaz!"

      1 Kasım 1931 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin dördüncü dönem birinci toplantı yılını açış konuşması: "... Türkiye'nin güvenliğini gaye tutan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış doğrultusu, bizim daima kuralımız olacaktır."

      1932

      19 Şubat 1932 - Halkevlerinin açılması.

      12 Temmuz 1932 - Mustafa Kemal'in direktifiyle "Türk Dili Tetkik Cemiyeti"nin kurulması. (Daha sonra "Türk Dil Kurumu" adını almıştır.)

      1 Kasım 1932 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin dördüncü dönem ikinci toplantı yılını açış konuşması: "... Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dileği olarak temin edeceğiz!..."

      1933

      31 Mayıs 1933 - İstanbul Darülfünununun kapatılmasına ve Millî Eğitim Bakanlığınca yeni bir üniversite kurulmasına dair Kanun'un kabulü.

      1 Ağustos 1933 - Kanunla kapatılan İstanbul Darülfünununun yerine İstanbul Üniversitesinin kurulması.

      29 Ekim 1933 - Mustafa Kemal'in, Cumhuriyet'in 10'uncu Yıl Dönümü nedeniyle Türk milletine ünlü söylevi: "... Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir. ... Asla şüphem yoktur ki Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişimiyle geleceğin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır. ... Ne mutlu Türk'üm diyene!"

      1 Kasım 1933 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin dördüncü dönem üçüncü toplantı yılını açış konuşması: "... Geçen on sene, gelecek devirler için bir başlangıçtan başka bir şey değildir. Bununla beraber, eski devirlerin tarihi karşısında, Cumhuriyet'in bu on senesi, eşi görülmeyen bir diriliş ve göz kamaştırıcı bir ileri atılış âbidesidir!..."

      1934

      9 Şubat 1934 - Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında "Balkan Antantı"nın imzalanması.

      21 Haziran 1934 - Soyadı Kanunu'nun kabulü.

      1 Kasım 1934 - Mustafa Kemal'in Türkiye Büyük Millet Meclisinin dördüncü dönem dördüncü toplantı yılını açış konuşması: "... Güzel sanatların hepsinde, ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk musikisidir. Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir..."

      24 Kasım 1934 - Mustafa Kemal'e "ATATÜRK" soyadı verildiğine dair Kanun'un Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulü.

      26 Kasım 1934 - Efendi, Bey, Paşa, Hazretleri vb. lakap ve unvanların kaldırıldığına dair Kanun'un kabulü.

      5 Aralık 1934 - Türk kadınlarına milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanıyan Anayasa değişikliğinin kabulü.

      1935

      1 Mart 1935 - ATATÜRK'ün dördüncü defa Cumhurbaşkanı seçilmesi.

      28 Nisan 1935 - ATATÜRK'ün Hilaliahmere "Kızılay" adını verişinin Kızılay Kurultayı'nda kabul edilmesi.

      3 Mayıs 1935 - ATATÜRK'ün Türkkuşunun hizmete açılması nedeniyle Etimesgut Havaalanında yapılan törende konuşması: "... Türk çocuğu! Her işte olduğu gibi, havacılıkta da, en yüksek düzeyde, gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın!..."

      9 Mayıs 1935 - ATATÜRK'ün, Cumhuriyet Halk Partisi IV. Büyük Kurultayı'nı açış konuşması: "Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler... İşte Türk Genel Devrimi'nin bir kısa ifadesi!"

      1 Kasım 1935 - ATATÜRK'ün Türkiye Büyük Millet Meclisinin beşinci dönem birinci toplantı yılını açış konuşması: " ... Olaylar Türk milletine iki önemli kuralı yeniden hatırlatıyor: Yurdumuzu ve haklarımızı savunacak kuvvette olmak! Barışı koruyacak uluslararası çalışma birliğine önem vermek! ..."

      1936

      9 Ocak 1936 - ATATÜRK'ün Ankara'da "Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi"nin açılış törenini izlemesi.

      20 Temmuz 1936 - Boğazların Türk Hükûmetinin hâkimiyetine geçişini sağlayan "Montreux (Montrö) Sözleşmesi"nin imzalanması.

      1 Kasım 1936 - ATATÜRK'ün Türkiye Büyük Millet Meclisinin beşinci dönem ikinci toplantı yılını açış konuşması: "... Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini emin ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur..."

      1937

      27 Ocak 1937 - Cenevre'de Milletler Cemiyeti toplantısında Hatay'ın bağımsızlığının kabul edilmesi.

      11 Haziran 1937 - ATATÜRK'ün Başbakanlığa, bütün çiftliklerini ve mallarını hazineye bağışladığını telgraf ile bildirmesi.

      8 Temmuz 1937 - Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı'nın imzalanması.

      1 Kasım 1937 - ATATÜRK'ün Türkiye Büyük Millet Meclisinin beşinci dönem üçüncü toplantı yılını açış konuşması: "... Milletimizin layık olduğu yüksek uygarlık ve refah seviyesine varmasını alıkoyabilecek hiçbir engel düşünmeye yer bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle bahtiyarım!..."

      1938

      30 Mart 1938 - Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin, Fransa'dan davet edilen Prof. Dr. Fissenger'in ATATÜRK'ü muayenesinden sonra ATATÜRK'ün hastalığı hakkında ilk resmî bildiri yayımlaması. (Bu bildiride, Fissenger'in muayenesi sonucu ATATÜRK'ün sağlığında endişe verici bir durum olmadığının tespit edildiği ve kendisine 1,5 ay kadar istirahat tavsiyesinin yeterli görüldüğü belirtilmiştir.)

      27 Mayıs 1938 - ATATÜRK'ün Ankara'dan İstanbul'a gelmesi. (Ölüm tarihine kadar İstanbul'da kalmıştır.)

      5 Eylül 1938 - ATATÜRK'ün Dolmabahçe Sarayı'nda vasiyetini yazması. (Vasiyetname, 6 Eylül 1938 günü Dolmabahçe Sarayı'na çağırılan İstanbul Altıncı Noterine ATATÜRK tarafından teslim edilmiştir.)

      16 Ekim 1938 - ATATÜRK'ün ilk ağır komaya girmesi.

      29 Ekim 1938 - ATATÜRK'ün, Cumhuriyet'in 15'inci Yıl Dönümü nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Ordusuna mesajı: "... Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an yapmaya hazır olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır..."

      1 Kasım 1938 - ATATÜRK'ün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin beşinci dönem dördüncü toplantı yılını açış konuşmasının Başbakan Celâl Bayar tarafından okunması: "... Memleketimizi her gün daha çok kuvvetlendirmek, her alanda her türlü ihtimallere karşı koyabilecek bir hâlde bulundurmak ve dünya olaylarının bütün safhalarını büyük bir uyanıklılıkla izlemek, barışsever siyasetimizin dayanacağı esasların başlangıcıdır!..."

      8 Kasım 1938 - ATATÜRK'ün ikinci defa ağır komaya girmesi.

      10 Kasım 1938 - ATATÜRK'ün Dolmabahçe Sarayı'nda saat dokuzu beş geçe ölümü.

      28 Kasım 1938 - ATATÜRK'ün vasiyetinin, Ankara Üçüncü Sulh Hukuk Hâkimliği tarafından açılması.

      KAYNAKLAR

      Utkan KOCATÜRK; Doğumundan Ölümüne Kaynakçalı ATATÜRK Günlüğü, ATATÜRK Araştırma Merkezi, Ankara, 2007.

      Orhan TOPÇUOĞLU; ATATÜRK Günlüğü, Ankara, Demircioğlu Matbaacılık, 1989.

      Özel ŞAHİNGİRAY; ATATÜRK’ün Nöbet Defteri (1931-1938), Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, 1955.

      Ali GÜLER; ATATÜRK Soyu Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ankara, Kara Harp Okulu Basımevi, 1999.

  • Atatürk'ün Sevdiği Şarkılar
    • Yanık Ömer
    • Kırmızı Gülün Âli Var
    • Sobalarında Guru da Meşe Yanıyor Efem
    • Çökertmeden Çıktımda Halilim
    • Mehrali Bey Ağıtı
    • Ata Barı
    • Mızıka Çalındı Düğünmü Sandın
    • Köroğlu Solağı
    • Yanık Ömer
    • Dağlar Dağlar Alişimin Kaşları Kare
    • Sarı Zeybek
    • Havada Bulut Yok
    • Kışlalar Doldu Bugün
    • Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Paşa
  • Fotoğraflarla Atatürk
  • İstiklal Marşı
  • Gençliğe Hitabe

    Ey Türk gençliği!

    Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

    Ey Türk istikbalinin evladı!

    İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

    Ankara, 1927